Parada sahtecilik suçunun manevi unsuru 'kast'tır. Sanığın, paranın sahte olduğunu kesin olarak bilmesi mi gerekir, yoksa sahte olabileceğini öngörerek hareket etmesi (olası kast) bu suçun oluşumu için yeterli midir?
Parada sahtecilik suçunun (TCK m. 197) fıkraları arasında bu konuda bir ayrım yapmak gerekir. 1) TCK m. 197/1 (Üretme, Tedavüle Koyma vb.): Bu fıkradaki suçlar, ancak 'doğrudan kast' ile işlenebilir. Failin, paranın sahte olduğunu 'bilerek ve isteyerek' bu hareketleri yapması gerekir. Olası kastla, yani 'olursa olsun' diyerek bu suçun işlenmesi mümkün değildir. Kamu güvenine karşı işlenen bu tür suçlarda genellikle doğrudan kast aranır. 2) TCK m. 197/2 (Sahte Parayı Bilerek Kabul Etme): Maddenin lafzı ('bilerek kabul eden kişi') açıkça doğrudan kastı işaret etmektedir. 3) TCK m. 197/3 (Sahteliğini Sonradan Öğrenip Tedavüle Koyma): Bu fıkrada da failin, paranın sahteliğini öğrendikten sonra 'bilerek' tedavüle koyması aranır. Sonuç olarak, parada sahtecilik suçunun tüm halleri için 'doğrudan kast' zorunludur. Sanığın paranın sahte olabileceğini sadece öngörmesi veya şüphelenmesi, suçun manevi unsurunun oluşması için yeterli değildir; sahte olduğunu kesin olarak bilmesi gerekir.