Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında (E. 2018/291), sanığın etkisiz hale getirdiği maktule tüfek dipçiğiyle vurmaya devam etmesi, 'meşru savunmada sınırın aşılması' ile 'haksız tahrik altında kasten öldürme' arasındaki ayrımda ne gibi bir rol oynamıştır?
Bu eylem, iki hukuki kurum arasındaki ayrımda kilit bir rol oynamıştır. Meşru savunmada sınırın aşılması (TCK m.27), eylemin temel amacının 'savunma' olduğu, ancak bu savunma sırasında orantının (ölçülülüğün) korku, panik gibi nedenlerle aşıldığı durumlar için geçerlidir. Haksız tahrik (TCK m.29) ise, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlenmesini ifade eder. Sanığın, saldırı tehlikesi tamamen ortadan kalktıktan sonra, yani maktul vurulup yere düştükten ve artık bir tehdit oluşturmadıktan sonra şiddete devam etmesi, eylemin saikinin artık 'savunma' olamayacağını, 'öfke ve kin duygusunu tatmin etme' amacına dönüştüğünü gösterir. YCGK, bu durumu, eylemin başlangıçtaki haksız fiilden kaynaklanan bir öfke patlamasıyla işlendiği ve haksız tahrik altında kasten öldürme suçunun unsurlarını taşıdığı şeklinde yorumlamıştır. Savunma bittikten sonraki şiddet, eylemin hukuki niteliğini meşru savunma zemininden çıkarıp haksız tahrik zeminine taşımıştır.