Meşru savunmada 'saldırı ile savunmanın eş zamanlı olması' ve 'savunmanın zorunlu olması' koşulları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/380 K. sayılı kararındaki olay örgüsünde nasıl ihlal edilmiştir? Sanığın, maktulün tehdidinden sonra tüfeğini alıp beklemesini bu iki koşul açısından tahlil ediniz.
1) Saldırı ile Savunmanın Eş Zamanlı Olması: Bu koşul, savunmanın, başlamış, başlaması kesin olan veya tekrarı muhakkak bir saldırıya karşı yapılması gerektiğini ifade eder. YCGK kararındaki olayda, sanık tüfeğini alıp beklemeye başladığında, maktulün sözlü tehdidi sona ermiş ve maktul olay yerinden ayrılmıştır. Bu aşamada henüz başlamış veya başlaması kesin olan fiziki bir saldırı yoktur, sadece gelecekteki bir saldırı ihtimali ve tehdidi vardır. Savunma hazırlığı, saldırının fiilen başlamasından veya başlamasının kesinleşmesinden önce gerçekleştiği için 'eş zamanlılık' koşulu tam olarak sağlanmamıştır. 2) Savunmanın Zorunlu Olması: Bu koşul, failin saldırıdan başka bir şekilde kurtulma imkanının olmamasını gerektirir. Karardaki olayda, sanık maktulün tehdidi üzerine olay yerinden ayrılma, kolluk kuvvetlerine haber verme gibi daha hafif yollara başvurma imkanına sahipken, bunun yerine çatışmayı göze alarak silahlanıp beklemeyi tercih etmiştir. Bu durum, savunmanın 'zorunlu' olmadığını, sanığın başka seçenekleri varken bilinçli olarak çatışma yolunu seçtiğini gösterir. YCGK'nın, sanığın eylemini meşru savunma kapsamı dışında görmesinin temelinde bu iki koşulun ihlal edildiği tespiti yatmaktadır.