HMK m. 209/3, sahtelik iddiasının senede dayalı olarak daha önce verilmiş ihtiyati tedbiri etkilemeyeceğini, hatta 'gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir' demektedir. Bu hüküm, HMK m. 209/1'deki 'adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz' kuralıyla nasıl bir denge kurmaktadır?
Bu iki hüküm, sahtelik iddiası durumunda tarafların menfaatlerini dengeleyen ve sürecin kötüye kullanılmasını önleyen bir mekanizma oluşturur. Aralarındaki denge şu şekilde kurulur: 1. **Borçlunun Korunması (HMK m. 209/1):** Bu fıkra, borçluyu korur. Adi bir senede karşı yapılan basit bir imza veya yazı inkarı, o senedin delil değerini ve icra edilebilirliğini geçici olarak askıya alır. Mahkeme, sahtelik iddiasını çözmeden, bu senedi tek başına yeterli görerek borçluyu borcu ödemeye mahkum edemez. Bu, sahte olabilecek bir senede dayanılarak borçlunun haksız yere icra takibine veya davaya maruz kalmasını önler. Senedin 'esasa ilişkin' bir işleme dayanak yapılması engellenir. 2. **Alacaklının Korunması (HMK m. 209/3):** Bu fıkra ise alacaklıyı korur. Borçlunun, yargılamayı uzatmak ve bu sırada mallarını kaçırmak amacıyla kötü niyetli bir sahtelik iddiasında bulunmasını engellemeyi hedefler. Bu nedenle, sahtelik iddiası ileri sürülmüş olsa bile, alacaklının daha önce aldığı ve alacağını 'güvence altına almaya' yönelik olan ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma tedbirleri devam eder. Bu tedbirler, senedin esasına ilişkin bir işlem değil, bir 'muhafaza' işlemidir. **Dengenin Özeti:** - Senedin **'esasa ilişkin ispat gücü'** geçici olarak durur (Borçlu korunur). - Senedin **'güvence sağlama işlevi'** devam eder (Alacaklı korunur). Hatta m. 209/3'ün ikinci cümlesi, bu dengeyi alacaklı lehine daha da pekiştirir. Sahtelik iddiasının ciddiyetsiz olduğu veya borçlunun kötü niyetli olduğu kanaatine varan mahkeme, alacaklının talebi üzerine, haklarını korumak için 'yeni tedbirler' (örneğin başka mallarına da haciz konulması) dahi alabilir. Sonuç olarak, HMK m. 209, bir yanda sahte bir senetle haksızlığa uğrama riskini taşıyan borçluyu, diğer yanda ise kötü niyetli bir sahtelik iddiasıyla alacağına kavuşması engellenen alacaklıyı dengeleyen, adil ve pratik bir çözüm öngörmektedir.