Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/151 K. sayılı kararında, sanığa usulüne uygun olarak iddianame tebliğ edilmeden zorla getirme kararı çıkarılması ve CMK m. 190/2'deki hakkı hatırlatılmadan sorgusunun yapılması, 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak nitelendirilmiştir. Bu usuli eksikliğin, zorla getirme kararının hukuki geçerliliğine bir etkisi var mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57916

Bu usuli eksiklik, doğrudan zorla getirme kararının kendisini geçersiz kılmaz ancak bu karara dayanılarak yapılan sonraki işlemleri (özellikle sorguyu) hukuka aykırı hale getirir ve sonuç olarak savunma hakkını kısıtlar. Analiz şu şekildedir: 1. **Zorla Getirme Kararının Dayanağı:** Zorla getirme kararı (CMK m. 146), usulüne uygun olarak çağrıldığı halde mazeretsiz olarak gelmeyen sanık hakkında verilebilir. İddianamenin sanığa tebliğ edilmesi, bu 'usulüne uygun çağrının' ilk ve en temel adımıdır. Sanığa iddianame tebliğ edilmeden, onun duruşmadan haberdar olduğu ve mazeretsiz olarak gelmediği varsayılamaz. Bu nedenle, tebligat yapılmadan çıkarılan zorla getirme kararı, hukuki dayanaktan yoksundur. 2. **Savunma Hakkının Kısıtlanması:** Asıl sorun, bu şekilde getirilen sanığın savunmasının alınmasında ortaya çıkar. Sanık, kendisine neyle suçlandığını bildiren iddianameyi okuma, anlama ve buna karşı bir savunma hazırlama fırsatı bulamadan mahkeme huzuruna çıkarılmıştır. Bu durumda mahkemenin, en azından CMK m. 190/2 gereği, sanığa bir haftalık hazırlık süresine uyulmadığını ve duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı olduğunu hatırlatması zorunludur. Yargıtay kararında eleştirilen de budur. Bu ihtar yapılmadan doğrudan sorguya geçilmesi, sanığı en temel hakkı olan savunma hakkından mahrum bırakır. Sonuç olarak, iddianame tebliğ edilmeden çıkarılan zorla getirme kararı usulen sakattır. Ancak asıl ve telafisi güç olan hukuka aykırılık, bu şekilde getirilen ve savunmasını hazırlamak için hiçbir imkanı olmamış sanığa, kanunun tanıdığı süre isteme hakkı dahi hatırlatılmadan sorgusunun yapılmasıdır. Bu durum, AİHS m. 6 ve Anayasa m. 36'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir ve mutlak bozma nedenidir.