CMK m. 190, duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilmesi ilkesini (duruşmanın yoğunluğu ve kesintisizliği) benimsemektedir. Bu ilkenin 'doğrudanlık' (vasıtasızlık) ve 'sözlülük' ilkeleriyle ilişkisini açıklayınız. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2016/7362 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, zorunlu müdafiin son oturumda hazır bulundurulmaması neden bu ilkelere ve savunma hakkına aykırılık teşkil eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57892

CMK m. 190'da düzenlenen 'duruşmaya ara verilmeksizin devam edilmesi' ilkesi, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden olan 'doğrudanlık (vasıtasızlık)' ve 'sözlülük' ile yakından ilişkilidir. 1. **Doğrudanlık (Vasıtasızlık) İlkesiyle İlişkisi:** Doğrudanlık ilkesi, hükmü verecek olan mahkemenin, delillerle arada herhangi bir vasıta olmadan doğrudan temas kurmasını gerektirir. Duruşmaya uzun süreli aralar verilmesi, delillerin değerlendirilmesi sırasında hakimin hafızasının zayıflamasına, delillerden edindiği izlenimin kaybolmasına ve dolayısıyla delillerle arasındaki doğrudan bağın kopmasına neden olabilir. Duruşmanın kesintisiz yapılması, hakimin delilleri taze ve canlı bir şekilde değerlendirerek vicdani kanaatini sağlıklı bir şekilde oluşturmasını sağlar. 2. **Sözlülük İlkesiyle İlişkisi:** Sözlülük ilkesi, yargılamanın sözlü olarak ve tarafların yüzüne karşı yapılmasını ifade eder. Duruşmanın kesintisizliği, bu sözlü tartışma ortamının bütünlüğünü korur. Tarafların iddia ve savunmalarını, delillere ilişkin beyanlarını kesintisiz bir akış içinde sunmaları, mahkemenin olayı bir bütün olarak kavramasına yardımcı olur. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2016/7362 E., 2018/5920 K. sayılı kararında, zorunlu müdafiin hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı son oturumda hazır bulundurulmaması, CMK m. 188/1'e aykırı bulunarak savunma hakkının kısıtlanması sayılmıştır. Bunun nedeni, ceza muhakemesinde savunmanın kesintisiz olması gerektiğidir. Son oturum, iddia ve savunmanın son kez değerlendirildiği, son sözün sanığa ve müdafiine verildiği ve hükmün tefhim edildiği kritik bir aşamadır. Zorunlu müdafiin bu aşamada bulunmaması, sanığın en temel hakkı olan savunma hakkından mahrum kalması demektir. Bu durum, hem sözlülük ilkesine (savunmanın sözlü olarak yapılamaması) hem de dolaylı olarak doğrudanlık ilkesine (mahkemenin savunmayı doğrudan dinleyememesi) aykırılık teşkil eder ve bu nedenle mutlak bir bozma nedenidir.