5188 sayılı Kanun'a göre 'işçi' statüsünde olan özel güvenlik görevlileri için, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 'kamu görevlileri' için öngördüğü haklardan (örneğin vazife malullüğü aylığı) yararlanmaları nasıl mümkün olabilir? Bu konudaki yasal boşluğun 'sosyal risk' ilkesi ile doldurulup doldurulamayacağını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57872

5188 sayılı Kanun'a göre 'işçi' statüsünde olan özel güvenlik görevlilerinin, 3713 sayılı Kanun gibi doğrudan 'kamu görevlileri' veya 'vazife malulleri' (devlet memurları) için öngörülen haklardan yararlanması, mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde doğrudan mümkün değildir. Çünkü bu haklar, belirli bir hukuki statüye (memuriyet, askerlik) bağlanmıştır. Bu yasal boşluğun, İdare Hukuku'ndaki 'sosyal risk' ilkesi ile doldurulup doldurulamayacağı ise tartışmalıdır: - **Sosyal Risk İlkesinin Kapsamı:** Sosyal risk ilkesi, idarenin kusursuz sorumluluğuna dayanır ve temel amacı, terör gibi toplumsal risklerden doğan 'maddi ve manevi zararları' tazmin etmektir. Bu ilkeye dayanılarak açılan bir tam yargı davası sonucunda, özel güvenlik görevlisi veya mirasçıları, uğradıkları zararların parasal karşılığını (destekten yoksun kalma, tedavi giderleri, manevi tazminat vb.) Devletten alabilirler. - **İlkenin Sınırları:** Ancak sosyal risk ilkesi, bir 'tazminat' hukuku ilkesidir. Bu ilke, tek başına bir kişiye 'statü' (gazilik, vazife malullüğü) kazandırmaz veya o statüye bağlı olarak kanunla öngörülen 'aylık bağlanması', 'istihdam hakkı' gibi özel hakları bahşetmez. Bu tür statüye bağlı haklar, ancak açık bir kanuni düzenleme ile tanınabilir. Yargı organı, yorum yoluyla veya sosyal risk ilkesini genişleterek, kanunda öngörülmeyen bir kişiye vazife malulü aylığı bağlayamaz. Bu, yasama organının yetki alanına giren bir düzenleme olur. **Sonuç:** Sosyal risk ilkesi, özel güvenlik görevlisinin uğradığı zararın parasal olarak tazmin edilmesi için önemli bir hukuki dayanak oluşturur ve bu yöndeki bir boşluğu doldurur. Ancak, 'vazife malulü aylığı' gibi statüye bağlı, sürekli ve özel sosyal güvenlik haklarının tanınması için yeterli değildir. Bu haklardan yararlanabilmeleri, metinde de belirtildiği gibi, 2330 sayılı Kanun veya 3713 sayılı Kanun gibi ilgili kanunlarda, 'özel güvenlik görevlileri' ibaresini açıkça ekleyecek bir 'kanun değişikliği' yapılmasına bağlıdır. Mevcut kanun teklifleri de bu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.