Hicret Aksoy kararında, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, başvurucunun tazminat talebini karara bağlarken, sadece CMK m. 141/1-e (beraat kararı verilmesi) kapsamında bir değerlendirme yapmıştır. Başvurucunun dilekçelerinde ileri sürdüğü 'gözaltının ölçüsüzlüğü' ve 'delil yetersizliği' gibi hukuka aykırılık iddialarını incelememeleri, 'gerekçeli karar hakkı' (Anayasa m. 141/3) açısından nasıl bir ihlal teşkil eder?
İlk derece ve istinaf mahkemelerinin, başvurucunun açıkça ileri sürdüğü hukuka aykırılık iddialarını (gözaltının ölçüsüzlüğü, delil yetersizliği vb.) hiç tartışmadan ve gerekçelendirmeden, davayı sadece CMK m. 141/1-e (beraat etme) temelinde karara bağlaması, Anayasa'nın 141/3. maddesinde ve AİHS'nin 6. maddesinde güvence altına alınan 'gerekçeli karar hakkı'nın açık bir ihlalidir. Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin, tarafların davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteki temel iddia ve savunmalarını dikkate aldığını, bunları değerlendirdiğini ve neden o sonuca ulaştığını makul bir açıklıkta ortaya koymasını gerektirir. Bu, tarafların 'dinlenildiği' hissini tatmin eder ve kararın keyfi olmadığına dair bir güvence oluşturur. Ayrıca, kanun yolu denetiminin etkin bir şekilde yapılabilmesi için de zorunludur. Somut olayda ihlal şu şekilde gerçekleşmiştir: 1. **Temel İddianın Karşılanmaması:** Başvurucu, tazminat talebini sadece 'beraat ettim' olgusuna değil, aynı zamanda 'tedbirler en başından hukuka aykırıydı, özellikle de 14 aylık bebeğim varken gözaltına alınmam ölçüsüzdü' gibi Anayasa'nın 19. maddesinin özüne dokunan temel bir iddiaya dayandırmıştır. Bu iddia, davanın sonucunu (özellikle tazminat miktarını) doğrudan etkileyecek niteliktedir. 2. **Yetersiz Gerekçe:** Mahkemeler, bu iddiayı tamamen görmezden gelerek, başvurucunun davasını sanki sadece beraat ettiği için açılmış basit bir 'haksız tutuklama' davası gibi ele almışlardır. Kararlarının gerekçesinde, gözaltının veya tutuklamanın hukuka uygun olup olmadığı, ölçülü olup olmadığı yönünde hiçbir tartışma ve değerlendirme yoktur. Sadece, 'beraat ettiği için CMK m. 141 gereği tazminata hak kazanmıştır' şeklinde standart bir gerekçeyle yetinmişlerdir. 3. **Kanun Yolu Denetiminin Engellenmesi:** Bu yetersiz gerekçe, başvurucunun kanun yolu (istinaf) aşamasında, temel iddiasının neden dikkate alınmadığını anlamasını ve buna karşı etkili bir denetim talep etmesini zorlaştırmıştır. Sonuç olarak, mahkemelerin, davanın sonucunu esastan etkileyen bir argümanı yanıtsız bırakması, gerekçeli karar hakkının ihlalidir. Anayasa Mahkemesi de bu tür durumlarda, derece mahkemelerinin eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle karar verdiğini tespit ederek ihlal kararı vermektedir.