CMK m. 190/1 'Duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir' ilkesini benimserken, CMK m. 190'ın gerekçesinde 'yeni avukatın dosyayı incelemesi ve sanık ile temasını mümkün kılmak üzere sürenin makul olması gerekir' denilmektedir. Bu iki ifade, zorunlu müdafiin değiştiği bir durumda nasıl bir denge içinde yorumlanmalıdır? 'En kısa süre' ve 'makul süre' kavramları bu dengede nasıl bir rol oynar?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57867

CMK m. 190/1'deki 'ara verilmeksizin devam' ilkesi ile madde gerekçesindeki 'yeni avukat için makul süre' ifadesi, birbiriyle çelişen değil, birbirini dengeleyen iki prensibi ifade eder. Bu denge, 'usul ekonomisi ve yargılamanın hızlandırılması' amacı ile 'savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılması' amacı arasında kurulmalıdır. 1. **Duruşmanın Kesintisizliği İlkesi (En Kısa Süre):** Bu ilkenin amacı, yargılamanın gereksiz yere uzamasını önlemektir. Bu nedenle, bir mazeret nedeniyle duruşmaya ara verilmesi gerektiğinde, bu aranın 'mümkün olan en kısa süre' olması hedeflenir. Amaç, davanın sürüncemede bırakılmamasıdır. 2. **Savunma Hakkının Güvencesi (Makul Süre):** Diğer yanda, adil bir yargılama için sanığın etkin bir savunmadan yararlanması esastır. Özellikle zorunlu müdafiin değiştiği veya yeni atandığı bir durumda, yeni müdafiin dosyayı hiç bilmeden, sanıkla görüşmeden ve bir savunma stratejisi oluşturmadan duruşmaya devam etmesi, savunma hakkını anlamsız kılacaktır. Madde gerekçesi, bu durumu öngörerek, verilecek aranın yeni müdafiin 'dosyayı incelemesi ve sanık ile temasını mümkün kılacak' şekilde 'makul' olması gerektiğini belirtir. **Dengenin Kurulması:** Mahkeme, bu iki ilkeyi bir arada değerlendirerek bir karar vermelidir. Verilecek ara, ne yargılamayı gereksiz yere uzatacak kadar uzun olmalı ne de savunma hakkını kısıtlayacak kadar kısa olmalıdır. - **'En kısa süre'**, mahkemenin keyfi olarak uzun aralar vermesini engeller. - **'Makul süre'**, savunmanın hazırlanması için asgari olarak gerekli olan zamanı ifade eder. Pratikte mahkeme, dosyanın karmaşıklığını, delillerin hacmini, sanığın tutuklu olup olmadığını ve yeni atanan müdafiin talebini dikkate alarak bir denge kurar. Örneğin, çok sanıklı ve karmaşık bir davada yeni atanan müdafii için birkaç haftalık bir süre 'makul' kabul edilebilirken, daha basit bir davada birkaç günlük bir süre yeterli olabilir. Sonuç olarak, 'en kısa süre', 'savunma hakkını ihlal etmeyecek en kısa süre' olarak anlaşılmalıdır.