Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/5678 E. sayılı kararında, sanığın cezaevinden mahkemeye gönderdiği ve başka bir kişiyi suçlayan asılsız iddialar içeren dilekçesinin, TCK m. 277'deki 'yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs' suçunun maddi unsurunu oluşturmayacağı belirtilmiştir. Bu kararın gerekçesi nedir? Dilekçe gönderme eylemi neden 'hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmak' olarak görülmemiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57865

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/5678 E., 2015/4321 K. sayılı kararında, sanığın dilekçesinin TCK m. 277'deki suçu oluşturmamasının temel gerekçesi, bu eylemin suçun kanuni tanımındaki 'maddi unsuru' karşılamamasıdır. TCK m. 277'nin maddi unsuru, 'yargı görevini yapanları, emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır'. Yargıtay, sanığın dilekçe gönderme eylemini bu kapsamda değerlendirmemiştir çünkü: 1. **Etkileme Aracının Niteliği:** Suçun oluşması için kullanılan aracın (eylemin), yargı görevi yapanın iradesini sakatlamaya, onu hukuka aykırı bir karar vermeye zorlamaya veya yönlendirmeye elverişli olması gerekir. 'Emir vermek, baskı yapmak, nüfuz icra etmek' gibi ifadeler, fail ile yargı mensubu arasında bir hiyerarşi, güç dengesizliği veya zorlayıcı bir ilişki olduğunu ima eder. Sanığın, tutuklu bulunduğu cezaevinden mahkemeye bir dilekçe göndererek asılsız iddialarda bulunması, mahkeme heyeti üzerinde bu nitelikte bir etki yaratmaya elverişli bir eylem olarak görülmemiştir. Bu eylem, bir baskı veya nüfuz içermemektedir. 2. **'Hukuka Aykırılık' Unsuru:** Dilekçe hakkı, Anayasa ile güvence altına alınmış bir haktır. Bir sanığın veya tanığın mahkemeye dilekçe sunarak bildiklerini (doğru veya yanlış) anlatması, kural olarak hukuka uygun bir davranıştır. Eylemin 'hukuka aykırı' sayılabilmesi için, kullanılan yöntemin kendisinin yasa dışı olması (tehdit, rüşvet teklifi vb.) veya hakkın açıkça kötüye kullanılarak yargı sürecini sabote etme amacını taşıması gerekir. Yargıtay, somut olaydaki dilekçeyi bu nitelikte bir 'hukuka aykırı etkileme teşebbüsü' olarak görmemiştir. 3. **Suçun Gerçek Niteliği:** Yargıtay, eylemin gerçek hukuki niteliğinin TCK m. 277 olmadığını, ancak koşulları varsa 'yalan tanıklık' (TCK m. 272) veya 'iftira' (TCK m. 267) suçlarını oluşturabileceğini ima etmiştir. Kararda, sanığın sonradan dilekçedeki beyanlarının yalan olduğunu söylemesi karşısında, yalan tanıklık suçunun da oluşmayacağı, eylemin olsa olsa 'yalan tanıklık yapmak için yapılmış bir başvuru' olarak TCK m. 36 (gönüllü vazgeçme) kapsamında kalabileceği belirtilmiştir. Bu da, Yargıtay'ın eylemi TCK m. 277'nin maddi unsuru dışında gördüğünü teyit etmektedir.