HMK'nın 19. maddesi gereğince, davalının süresinde ve usulüne uygun yetki itirazında bulunmaması halinde, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir. Haksız fiilden kaynaklanan bir davada, davacı davayı genel yetkili mahkemede (davalının yerleşim yeri) değil, özel yetkili mahkemelerden birinde (örn: zararın meydana geldiği yer) açmış ve davalı yetki itirazında bulunmamıştır. Bu durumda, davalının daha sonra mahkemenin yetkisiz olduğunu iddia etmesi mümkün müdür?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57859

Hayır, davalının daha sonra mahkemenin yetkisiz olduğunu iddia etmesi mümkün değildir. Bu durumun hukuki gerekçesi HMK m. 19/4'tür. 1. **Yetkinin Kesin Olmaması:** Haksız fiilden kaynaklanan davalarda yetki, kesin yetki değildir. HMK m. 16, davacıya genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesi (HMK m. 6) dışında, haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi gibi özel yetkili mahkemelerde de dava açma konusunda bir 'seçimlik hak' tanır. Bu yetki kurallarının hiçbiri kamu düzenine ilişkin değildir. 2. **İlk İtiraz ve Hak Düşümü:** Yetkinin kesin olmadığı durumlarda, yetki itirazı bir 'ilk itiraz'dır (HMK m. 116/1-a). İlk itirazların, HMK m. 117/1 gereğince 'cevap dilekçesinde' ileri sürülmesi zorunludur. 3. **Zımni Kabul (Yetkili Hale Gelme):** Davalı, kanunun kendisine tanıdığı cevap süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa, HMK m. 19/4 uyarınca, davacının seçtiği mahkemenin yetkisini zımnen (örtülü olarak) kabul etmiş sayılır. Bu durumda, 'davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.' Bu, sonradan geri dönülemeyecek bir usuli sonuçtur. Somut olayda, davacı seçimlik hakkını kullanarak davayı özel yetkili mahkemelerden biri olan zararın meydana geldiği yer mahkemesinde açmıştır. Davalı, cevap dilekçesinde bu yetkiye itiraz etmeyerek, bu mahkemenin yetkisini kabul etmiştir. Artık bu aşamadan sonra, tahkikat veya hüküm aşamasında, mahkemenin yetkisiz olduğunu ileri süremez. Mahkeme de bu iddiayı dikkate alamaz, çünkü yetki konusu davalı için usuli olarak kesinleşmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2015/23512 E., 2017/2867 K. sayılı kararında da bu ilke açıkça vurgulanmıştır.