CMK m. 176. maddesi uyarınca iddianamenin sanığa tebliğ edilmesi ve duruşma günü arasında en az bir hafta bulunması kuralına uyulmaması durumunda, sanığın CMK m. 190/2'deki hakkı kendisine hatırlatıldıktan sonra 'süre istemediğini' beyan etmesi, başlangıçtaki usulü aykırılığı giderir mi? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011/223 K. sayılı kararını esas alarak bu durumu analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57844

Evet, sanığın CMK m. 190/2'deki hakkı kendisine usulüne uygun olarak hatırlatıldıktan sonra, bu hakkını kullanmayarak 'süre istemediğini' beyan etmesi, başlangıçtaki usulü aykırılığı giderir ve savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011/1-157 E., 2011/223 K. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ortaya konulmuştur. Analiz şu şekildedir: - **Usulü Aykırılığın Varlığı:** İddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında bir haftalık süreye uyulmaması ve bu durumdaki sanığa hakkı hatırlatılmadan savunmasının alınması, tek başına savunma hakkının kısıtlanması ve mutlak bir bozma nedenidir. - **Aykırılığın Giderilmesi (Telafisi):** Ancak bu aykırılık, telafisi mümkün olmayan bir aykırılık değildir. YCGK kararında belirtildiği gibi, mahkeme bu usul hatasını daha sonraki bir celsede fark edip, sanığa CMK m. 176 ve 190/2'deki haklarını açıkça hatırlatarak, kendisine savunma için ek süre isteyip istemediğini sorarsa, usulü işlemi yenilemiş ve düzeltmiş olur. - **Sanığın İradesinin Önemi:** Bu aşamada kritik olan, sanığın özgür iradesiyle vereceği cevaptır. Eğer sanık, hakkı kendisine hatırlatıldıktan sonra, 'süre istemiyorum, savunmamı yapmıştım, tekrar ediyorum' veya benzeri bir beyanda bulunursa, bu durum, savunma için ek süreye ihtiyacı olmadığına ve bu hakkından kendi iradesiyle feragat ettiğine karine teşkil eder. Sanığın bu açık beyanı karşısında, mahkemenin zorla süre vermesi beklenemez. Böylece, başlangıçta var olan usulü aykırılık, sanığın bilinçli tercihi ile giderilmiş olur ve artık bir savunma hakkı kısıtlamasından bahsedilemez. Sonuç olarak, YCGK kararı, usul kurallarının katı bir şekilcilikle değil, adil yargılanma hakkının özünü koruma amacıyla yorumlanması gerektiğini göstermektedir. Sanığa hakkını kullanma fırsatı tanındıktan ve sanık bu fırsatı kendi iradesiyle reddettikten sonra, artık bir hak ihlalinden söz etmek mümkün değildir.