5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'na göre, bir Türk vatandaşı ile evlenme, yabancıya doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Kanun'un 16. maddesinde sayılan 'aile birliği içinde yaşama' ve 'evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama' şartları, idare tarafından nasıl denetlenir? Danıştay'ın 2021/348 K. sayılı onama kararında atıf yapılan ilk derece mahkemesi kararının mantığı, bu şartların yorumlanmasında 'muvazaalı evlilikleri önleme' amacını nasıl öne çıkarmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57838

TVK m. 16'da sayılan şartlar, idare tarafından yapılan çok yönlü bir araştırma ile denetlenir. Bu denetim süreci, Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'te (m. 27-29) düzenlenmiştir: 1. **Emniyet Soruşturması:** Başvuru üzerine il emniyet müdürlüğü tarafından bir soruşturma yapılır. Bu soruşturmada, çiftin aynı konutta yaşayıp yaşamadığı, komşu ve çevre tanıklıkları, ortak sosyal yaşamlarının olup olmadığı gibi hususlarla 'aile birliği içinde yaşama' şartı araştırılır. Ayrıca, yabancının 'evlilik birliği ile bağdaşmayacak şekilde fuhuş yapmak veya fuhuşa aracılık etmek' gibi davranışlarının olup olmadığı da incelenir. 2. **Vatandaşlık Başvuru İnceleme Komisyonu Mülakatı:** Soruşturma sonrası dosya, illerde oluşturulan komisyona gider. Komisyon, yabancıyı ve Türk vatandaşı eşini 'ayrı ayrı ve birlikte' mülakata tabi tutar. Bu mülakatın amacı, evliliğin samimiyetini, tarafların birbirleri hakkındaki bilgilerini, ortak bir hayat sürüp sürmediklerini ve evliliğin gerçek bir evlilik mi yoksa sadece vatandaşlık kazanma amacıyla yapılmış muvazaalı bir evlilik mi olduğunu tespit etmektir. Danıştay 10. Dairesi'nin 2016/1263 E., 2021/348 K. sayılı kararıyla onanan ilk derece mahkemesi kararının temel mantığı, TVK m. 16'nın lafzından ziyade 'ruhuna' ve 'amacına' odaklanmasıdır. Mahkemeye göre, kanun koyucunun bu şartları getirmekteki asıl amacı, 'Türk vatandaşlığını kazanmak amacıyla yapılacak muvazaalı evlilikleri engellemektir.' İdare, yaptığı tahkikatta davacının 'aile birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmadığını' tespit etmiştir. Davacının Türk vatandaşı eşinden ayrı yaşadığına dair iddialar olsa da, mahkeme bu durumu tek başına başvurunun reddi için yeterli görmemiş, evliliğin muvazaalı olduğuna dair somut bir kanıt bulunmadığı sürece, kanunun aradığı şartların gerçekleştiğini kabul etmiştir. Bu yorum, 'aile birliği içinde yaşama' şartının katı bir şekilde 'her an aynı çatı altında yaşama' olarak değil, evlilik birliğinin fiilen ve ruhen devam edip etmediği ve muvazaa şüphesi olup olmadığı ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.