Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2016/7362 E. sayılı kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının kaldırılıp hükmün açıklandığı duruşmada, suça sürüklenen çocuğun mazeretsiz olarak hazır bulunmaması durumunda, müdafiin de yokluğunda karar verilmesi savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilmiştir. Bu karardaki çoğunluk ve karşı oy görüşlerini, 'zorunlu müdafilik' kurumunun HAGB sonrası yargılamadaki devamlılığı açısından analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57798

Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2016/7362 E., 2018/5920 K. sayılı kararındaki uyuşmazlık, HAGB sonrası hükmün açıklandığı duruşmada zorunlu müdafiin bulunmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. **Çoğunluk Görüşü (Bozma Yönünde):** Çoğunluk görüşü, CMK m. 188/1'deki 'Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır' hükmüne dayanmaktadır. Bu görüşe göre, HAGB sonrası yapılan ve hükmün açıklandığı duruşma da asıl yargılamanın bir devamıdır ve son oturum niteliğindedir. İlk yargılamada suça sürüklenen çocuk (SSÇ) için CMK m. 150/2 uyarınca müdafi görevlendirilmesi zorunlu olduğundan, bu zorunluluk hükmün açıklandığı son oturumda da devam eder. Müdafiin bu kritik aşamada (kısa kararın açıklandığı) hazır bulundurulmaması, SSÇ'nin en temel hakkı olan savunma hakkının kısıtlanmasıdır ve mutlak bozma nedenidir. Çoğunluk, yargılamanın bütünlüğünü ve savunmanın kesintisizliğini esas almaktadır. **Karşı Oy Görüşü (Onama Yönünde):** Karşı oy, daha pragmatik ve sanığın keyfi davranışlarının yargılamayı uzatmasını önlemeye odaklı bir görüş ileri sürmektedir. Karşı oy'un argümanları şunlardır: - **Zorunlu Müdafiliğin Sona Ermesi:** SSÇ, hükmün açıklandığı duruşma tarihinde 18 yaşını doldurmuştur. Suça öngörülen cezanın alt sınırı da 5 yıldan az olduğu için, karar anında artık 'zorunlu müdafilik' durumu ortadan kalkmıştır. Müdafiin görevi, önceki atama nedeniyle 'ihtiyari' olarak devam etmektedir. - **Keyfiliğin Önlenmesi:** Usulüne uygun tebligata rağmen SSÇ'nin mazeretsiz olarak duruşmaya katılmaması keyfi bir davranıştır. Bu durumda, zaten zorunlu olmayan müdafiin de yokluğunda karar verilmesi, yargılamanın sürüncemede kalmasını ve zamanaşımına uğramasını engeller. - **KHK Değişikliklerine Atıf:** Karşı oy, 694 ve 696 sayılı KHK'larla CMK'da yapılan ve zorunlu müdafiin mazeretsiz yokluğunda dahi duruşmanın bitirilebileceğine imkan tanıyan değişikliklere atıf yaparak, kanun koyucunun iradesinin de yargılamanın uzatılmasını engelleme yönünde olduğunu belirtir. **Analiz:** Çoğunluk görüşü, CMK'nın lafzına ve savunma hakkının katı yorumuna dayanarak şekli bir güvenceyi öne çıkarmaktadır. Karşı oy ise, somut olayın özelliklerini (sanığın reşit olması, mazeretsiz katılmaması) ve usul ekonomisini dikkate alarak daha esnek bir yorum yapmaktadır. Hukuki güvenlik ve savunma hakkının kutsallığı açısından çoğunluk görüşü daha güvenceli bir yaklaşım sunarken, karşı oy uygulamada karşılaşılan sorunlara ve yargılamanın hızlandırılması ihtiyacına dikkat çekmektedir.