5271 sayılı CMK'da 'doğrudanlık', 'yüz yüzelik' ve 'sözlülük' ilkeleri kovuşturma aşamasının temelini oluşturur. Ancak CMK m. 190, 'zorunlu hallerde' duruşmaya ara verilebileceğini belirtmektedir. Hangi haller 'zorunlu hal' olarak kabul edilebilir ve bu ara vermenin süresi konusunda kanun ve uygulamadaki temel kriter nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57774

CMK m. 190'daki 'duruşmaya ara verilmeksizin devam edilmesi' ilkesi, yargılamanın bütünlüğünü ve delillerin sıcaklığıyla değerlendirilmesini amaçlar. Ancak mutlak değildir. 'Zorunlu haller', bu ilkenin istisnasını oluşturur. Hangi hallerin zorunlu olduğu kanunda tek tek sayılmamış olup, somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından takdir edilir. Uygulama ve doktrinde kabul edilen bazı zorunlu haller şunlardır: - **Sanık veya Zorunlu Müdafiin Geçerli Bir Mazeretle Duruşmaya Katılamaması:** Sanığın veya kanunen atanması zorunlu olan müdafiinin ani bir hastalık gibi geçerli ve belgelendirilmiş bir mazereti olması durumunda duruşmaya ara verilmesi zorunludur. Aksi takdirde savunma hakkı kısıtlanmış olur. - **Delillerin Toplanmasındaki Zorunluluk:** Duruşma sırasında ortaya çıkan ve kararı doğrudan etkileyecek yeni bir delilin (örneğin bir tanığın dinlenmesi, bir belgenin getirtilmesi, keşif yapılması) toplanması için makul bir süreye ihtiyaç duyulması. - **Bilirkişi Raporu Beklenmesi:** Karmaşık veya teknik bir konuda bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesi ve raporun hazırlanmasının zaman alacak olması. - **Duruşma Süresinin Uzaması:** Duruşmanın fiilen gün sonuna kadar uzaması ve devam etmesinin fiziken mümkün olmaması. **Ara Vermenin Süresindeki Kriter:** CMK m. 190/1, ara vermenin 'davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette' olması gerektiğini belirtir. Madde gerekçesinde, eski kanundaki 8 günlük sınırlamanın uygulamada karşılığı olmadığı için kaldırıldığı ve bunun yerine 'en kısa süre' formülünün benimsendiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla temel kriter, aranın zorunluluğu doğuran nedeni ortadan kaldırmaya yetecek 'en kısa ve makul süre' olmasıdır. Örneğin, bir sonraki iş gününe veya birkaç gün sonrasına ara verilebilir. Amaç, yargılamayı sürüncemede bırakmadan, zorunlu ihtiyacı karşılayacak ölçüde bir ara vermektir. Bu sürenin takdiri, davanın makul sürede bitirilmesi sorumluluğunu taşıyan mahkemeye aittir.