5271 sayılı CMK'nın 176. maddesi, çağrı kağıdının tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiğini amirdir. Bu süreye uyulmaması halinde, CMK m. 190/2 uyarınca sanığa 'duruşmaya ara verilmesini isteme hakkı' olduğunun hatırlatılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu hakkın hatırlatılmaması, Yargıtay içtihatlarında neden 'savunma hakkının kısıtlanması' ve 'mutlak bozma nedeni' olarak kabul edilmektedir?
CMK m. 176'daki bir haftalık süre ve m. 190/2'deki ihtar zorunluluğu, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından olan 'savunmayı hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma' hakkını (AİHS m. 6/3-b, Anayasa m. 36) somutlaştıran usuli güvencelerdir. Bu kurallara uyulmamasının 'savunma hakkının kısıtlanması' ve 'mutlak bozma nedeni' sayılmasının sebepleri şunlardır: 1. **Savunma Hazırlığı İçin Asgari Süre:** Bir haftalık süre, sanık ve müdafiinin iddianameyi incelemesi, iddiaları anlaması, lehe ve aleyhe delilleri değerlendirmesi, tanıkları belirlemesi ve bir savunma stratejisi oluşturması için kanun koyucu tarafından öngörülen asgari ve makul bir süredir. Bu süre tanınmadan sanığın savunmasının alınması, onu hazırlıksız yakalamak ve etkili bir savunma yapma imkanından mahrum bırakmak anlamına gelir. 2. **İhtarın Zorunluluğu:** Sanık, hukuki haklarını tam olarak bilmek zorunda değildir. Bu nedenle, kanuni süreye uyulmadığı bir durumda, 'duruşmaya ara verilmesini talep etme' hakkının varlığının mahkeme tarafından sanığa açıkça hatırlatılması gerekir. Bu ihtar yapılmadığında, sanık bu hakkından haberdar olmadığı için kullanamayacak ve savunma hakkı fiilen kısıtlanmış olacaktır. Sanığın bu hakkını bilerek ve isteyerek kullanmaması (örneğin 'süre istemiyorum' demesi) ile hakkından haberdar edilmediği için kullanamaması arasında hukuken büyük bir fark vardır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında (örneğin YCGK 2011/223 K.; 1. CD. 2008/4936 K.; 14. CD. 2016/1379 K. sayılı kararlar) bu kurala uyulmaması, telafisi mümkün olmayan bir şekilde savunma hakkını kısıtladığı için 1412 sayılı CMUK m. 308/8 (halen kıyasen uygulanan) uyarınca mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. Mahkemenin daha sonraki bir celsede bu hakkı hatırlatması, ilk savunmanın alındığı andaki usulsüzlüğü giderebilir (YCGK kararı), ancak bu ihtar hiç yapılmadan hüküm kurulursa, karar bozulmalıdır.