Bir sanığın eyleminin, TCK m. 225 (hayasızca hareketler) suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken, 'toplumun sahip bulunduğu ortak edep (ar ve haya) duyguları' gibi soyut kavramların hakim tarafından yorumlanması, hukukun hangi temel ilkesi açısından bir zorluk yaratır?
Bu durum, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan 'kanunilik (belirlilik)' ilkesi (Anayasa m. 38, TCK m. 2) açısından bir zorluk yaratır. Kanunilik ilkesi, hangi eylemlerin suç sayıldığının ve bu eylemlere ne ceza verileceğinin kanunda 'açık, net ve anlaşılır' bir şekilde tanımlanmasını gerektirir. Bu, bireylerin hangi davranışlarının yasak olduğunu önceden bilmelerini ve davranışlarını buna göre ayarlamalarını sağlayarak hukuk güvenliğini temin eder. 'Hayasızca hareketler', 'genel ahlak', 'toplumun edep duyguları' gibi kavramlar ise son derece soyut, göreceli ve zamanla, yere göre ve hatta kişiden kişiye değişebilen kavramlardır. Kanun koyucunun bu tür belirsiz kavramlarla suç tanımı yapması, uygulayıcı olan hakime çok geniş bir takdir ve yorum alanı bırakır. Bu durum, uygulamanın yeknesak olmamasına, keyfi kararlara ve bireyler için öngörülemezliğe yol açabilir. Makalede de belirtildiği gibi, Yargıtay'ın bu suçu daha çok 'cinsel organların teşhiri' gibi daha somut eylemlerle sınırlı tutma eğilimi, bu belirlilik ilkesinin zedelenmesini önlemeye yönelik bir çaba olarak görülebilir.