Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/3874 E. sayılı kararında, sanığın duruşma sırasında hakime yönelik sarf ettiği sözlerin TCK m. 277'deki 'yargı görevini yapanı etkileme' suçunun kastını taşımadığı, ancak 'tehdit' suçunu oluşturabileceği belirtilmiştir. Bu iki suç arasındaki temel fark, failin 'amacı (saiki)' açısından nasıl ortaya çıkmaktadır?
Bu iki suç arasındaki temel fark, failin eylemi gerçekleştirirken güttüğü amaçta (saikte) ortaya çıkmaktadır. - **Yargı Görevini Yapanı Etkileme (TCK m. 277):** Bu suçta failin özel bir amacı vardır: 'Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, ... lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi için' hareket etmek. Yani failin amacı, yargısal bir faaliyeti belirli bir yönde manipüle etmektir. - **Tehdit (TCK m. 106):** Bu suçta ise failin amacı, mağdurun iç huzurunu bozmak, onda bir korku veya endişe yaratmaktır. Tehdidin belirli bir amaca (örneğin bir karar verdirmeye) yönelik olması şart değildir; mağduru korkutmaya yönelik olması yeterlidir. Karara konu olayda Yargıtay, sanığın sözlerinin (sizi sürerler, sabrımı taşırma vb.), yargılamanın sonucunu değiştirmeye yönelik planlı bir etkileme amacı taşımadığını, daha çok duruşma sırasında yaşadığı bir duruma (yazı örneği alınması) karşı gösterdiği anlık bir öfke ve tepki olduğunu kabul etmiştir. Bu tepki, yargılamayı etkileme kastı içermese de, hakimin şahsına yönelik bir korku ve endişe yaratma potansiyeli taşıdığı için 'tehdit' suçunu oluşturabileceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla ayrım, failin kastının 'yargısal süreci manipüle etmeye' mi, yoksa 'kişiyi korkutmaya' mı yönelik olduğunda yatmaktadır.