Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/3156 E. sayılı kararında, sanığın kendisini başka bir kamu görevlisi (Cumhuriyet Başsavcı Vekili, HSYK üyesi) olarak tanıtarak yargı görevi yapanları etkilemeye çalışması eyleminin, TCK m. 268'deki 'başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma' suçunu oluşturmadığına karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesi nedir?
Bu kararın gerekçesi, TCK m. 268'in aradığı 'özel kast' unsurunun olayda bulunmamasıdır. TCK m. 268/1, bu suçun oluşabilmesi için failin, 'işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla' başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmasını şart koşar. Yani failin amacı, kendi kimliğini gizleyerek, işlediği bir suçtan dolayı yapılacak takibattan kurtulmak ve suçu masum bir başkasının üzerine atmaktır. Karara konu olayda ise sanığın amacı bu değildir. Sanığın amacı, kardeşine yönelik soruşturmayı engellemektir, kendisi hakkında yürütülen bir soruşturmayı değil. Başkasının kimliğini (unvanını) kullanmaktaki amacı ise, bu kişilerin isim ve unvanlarının yarattığı etkiyi kullanarak, muhatapları olan hakim, savcı ve doktor üzerindeki telkinlerinin gücünü artırmaktır. Amacı, kendisi hakkındaki bir takibattan kurtulmak olmadığı için, TCK m. 268'in aradığı özel kast unsuru oluşmamıştır. Bu nedenle Yargıtay, bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur.