Bir fiilin hem TCK m. 225 (hayasızca hareketler) hem de TCK m. 105 (cinsel taciz) suçlarını oluşturduğu durumda, TCK m. 44'teki fikri içtima kuralı uyarınca failin sadece cezası daha ağır olan suçtan sorumlu tutulması, daha hafif olan suçla korunan hukuki yararın cezasız kalması anlamına gelmez mi? Bu durum ceza adaletini nasıl etkiler?
Bu durum, ilk bakışta daha hafif olan suçla korunan hukuki yararın (hayasızca hareketlerde toplumun edep duyguları) cezasız kaldığı gibi bir izlenim yaratsa da, ceza hukukunun içtima teorisi açısından ceza adaletini zedeleyici bir durum olarak görülmez. Fikri içtima kurumunun mantığı, failin tek bir iradi hareketle (fiil) kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmesidir. 'Ne kadar fiil, o kadar suç; ne kadar suç, o kadar ceza' olan gerçek içtima kuralından farklı olarak, fikri içtima, fiilin tekliği üzerine kuruludur. Kanun koyucu, fiil tek olduğu için faile tek bir ceza verilmesini, ancak bu cezanın da ihlal edilen normlardan en ağır olanına göre belirlenmesini adil bulmuştur. Bu, cezanın belirlenmesinde 'en ağır ihlalin' esas alınmasıdır (absorption/soğurma prensibi). Daha hafif olan suçun haksızlık içeriğinin, daha ağır olan suçun cezası içinde eridiği veya onun tarafından kapsandığı varsayılır. Böylece hem failin tek bir fiilden dolayı birden fazla kez cezalandırılmasının önüne geçilmiş (non bis in idem) hem de işlediği haksızlığın en ağır yönü cezalandırılarak ceza adaleti sağlanmış olur.