Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/5678 E. sayılı kararında, sanığın yalan tanıklık yapmak için mahkemeye dilekçe vermesi eyleminin, TCK m. 36 kapsamında kalabileceği belirtilmiştir. TCK m. 36'da düzenlenen 'gönüllü vazgeçme' kurumunun bu olaya uygulanabilirliği tartışmalı değil midir? Bu ifadeden çıkarılması gereken anlam ne olabilir?
Evet, TCK m. 36'daki gönüllü vazgeçme kurumunun bu olaya doğrudan uygulanabilirliği oldukça tartışmalıdır. TCK m. 36, failin suçu işlemeye yönelik icra hareketlerine başladıktan sonra, kendi iradesiyle bu hareketleri tamamlamaktan vazgeçmesi veya suçun tamamlanmasını engellemesi halini düzenler. Olayda ise sanık, yalan tanıklık suçunun icra hareketlerine (mahkeme huzurunda yemin edip beyanda bulunma) henüz başlamamıştır. Dilekçe vermesi, olsa olsa bir 'hazırlık hareketi' sayılabilir. Hazırlık hareketleri ise kural olarak cezalandırılmaz. Yargıtay'ın kararındaki 'eyleminin TCK'nın 36. maddesi kapsamında kaldığı' ifadesi, muhtemelen teknik anlamda bir 'gönüllü vazgeçme'yi değil, daha geniş bir anlamda, sanığın suçu işleme niyetinden daha sonra vazgeçerek mahkemede doğruyu söylemesi olgusunu ifade etmek için kullanılmıştır. Çıkarılması gereken anlam şudur: Sanık, başlangıçta yalan beyanda bulunma niyetiyle bir hazırlık hareketi (dilekçe verme) yapmış olsa da, asıl suç olan yalan tanıklığın icrasına geçmeden (mahkeme huzuruna çıkınca) bu niyetinden dönmüş ve doğruyu söylemiştir. Bu durum, suçu işlemeden önce niyetinden dönme hali olduğu için, cezalandırılabilir bir aşamaya gelmemiş bir eylem olarak görülmüştür. Yargıtay'ın TCK m. 36'ya atıf yapması, sanığın suç işleme kararından döndüğünü ve bu nedenle cezalandırılamayacağını vurgulamak için yapılmış, teknik doğruluğu tartışmalı bir benzetme olabilir.