Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/4300 E. sayılı kararında, sanığın eyleminin TCK m. 277 (yargı görevi yapanı etkileme) veya TCK m. 288 (adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs) suçlarını oluşturmadığına karar verilirken, bu suçların o tarihteki unsurları açısından hangi temel gerekçelere dayanılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57629

Kararda, suçun işlendiği 2010 yılı itibarıyla yürürlükte olan kanun hükümlerine göre, sanığın eyleminin bu iki suçu da oluşturmadığına şu temel gerekçelerle karar verilmiştir: 1. **TCK m. 277 (Yargı Görevi Yapanı Etkileme) Açısından:** 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki halinde, TCK m. 277 sadece 'yargı görevi yapanları' (TCK m. 6/1-d'ye göre hakim, savcı ve avukat) hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüsü suç olarak düzenliyordu. 'Tanıklar' bu suçun mağduru olarak sayılmamıştı. Olayda ise sanığın eylemi, boşanma davasında tanıklık yapması muhtemel olan mağdura yöneliktir. Mağdur tanık, o tarihteki kanuna göre bu suçun yasal mağduru olamayacağından, eylem TCK m. 277 kapsamında değerlendirilmemiştir. 2. **TCK m. 288 (Adil Yargılamayı Etkileme) Açısından:** Yine 6352 sayılı Kanun değişikliğinden önceki halinde, TCK m. 288'deki suçun oluşabilmesi için etkileme girişiminin bir 'soruşturma veya kovuşturma' ile ilgili olması gerekiyordu. CMK'daki tanımlarına göre 'soruşturma' ve 'kovuşturma' terimleri, ceza yargılamasına ait evrelerdir. Olaydaki uyuşmazlık ise bir 'boşanma davası' yani hukuk yargılamasıdır. Bu nedenle, hukuk mahkemesinde görülen bir davaya yönelik etkileme teşebbüsü, o tarihteki TCK m. 288'in uygulama alanına girmediğinden, bu suçun da oluşmadığı kabul edilmiştir. Bu gerekçelerle sanığın eylemi, sadece TCK m. 106'daki tehdit suçu olarak nitelendirilmiştir.