Bir işyerinde grev ve lokavt yasağı olup olmadığına ilişkin bir tespit davasında, mahkemenin davayı 'hukuki yarar yokluğu' nedeniyle reddetmesi ile 'dava şartı yokluğundan' reddetmesi arasında usul hukuku açısından bir fark var mıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/2170 E. sayılı kararında bu kavramlar nasıl kullanılmıştır?
Usul hukuku açısından bu iki kavram arasında yakın bir ilişki vardır ve genellikle aynı sonucu doğururlar. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendine göre, davacının dava açmakta 'hukuki yararının bulunması' bir 'dava şartı'dır. Dolayısıyla, bir davada hukuki yarar yoksa, bu aynı zamanda bir dava şartı noksanlığıdır. Mahkeme, HMK m. 115/2 uyarınca davayı 'dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder'. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ilgili kararında da bu kavramlar iç içe kullanılmıştır. Yerel mahkeme, ilk kararında 'davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine' karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da uyuşmazlığı, 'davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır' şeklinde tanımlamış ve nihayetinde 'davacı şirketin bu davayı açmakta hukuki yararı olmadığından mahkemenin direnme kararı sonucu itibari ile doğrudur' diyerek kararı değişik gerekçeyle onamıştır. Yani, hukuki yarar yokluğu, dava şartı yokluğunun bir alt kategorisi veya somutlaşmış halidir ve sonuçta her ikisi de davanın usulden reddine yol açar.