Sanığın, iddianame tebliğ edilmeden ve savunma için yasal süre tanınmadan savunmasının alınması, CMK m. 176 ve 190'a aykırılık teşkil eder. Bu usuli aykırılığın, daha sonraki bir celsede sanığa hakkı hatırlatılarak telafi edilmediği durumlarda, bu durum Yargıtay tarafından nasıl nitelendirilir ve hükmün akıbeti ne olur?
Bu durum, Yargıtay tarafından 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak nitelendirilir ve 1412 sayılı CMUK m. 308/8 (mülga, ancak 5320 S.K. m.8 ile halen etkili) uyarınca 'yasaya mutlak aykırılık' hallerinden biri olarak kabul edilir. Bu, hükmün başka yönleri incelenmeksizin, re'sen dahi dikkate alınarak bozulmasını gerektiren, son derece önemli bir usul hatasıdır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2007/5588 E., 2008/4936 K. ve 2008/9961 E., 2010/1250 K. sayılı kararlarında bu durum açıkça vurgulanmıştır. Sanığın, hakkında hangi delillere dayanılarak hangi suçun isnat edildiğini bilmeden ve savunmasını hazırlamak için yeterli süreye sahip olmadan sorguya çekilmesi, adil yargılanma hakkının (AİHS m. 6) temel unsurlarını ihlal eder. Bu nedenle, bu usuli eksiklik giderilmeden verilen hüküm, Yargıtay tarafından esasa girilmeksizin bozulur.