Anayasa Mahkemesi, Hicret Aksoy başvurusunda, başvurucunun ByLock kullandığına dair şüpheyi gözaltı için 'somut belirti' olarak kabul etmesine rağmen, gözaltı tedbirini neden 'ölçüsüz' bulmuştur? Bir tedbirin uygulanması için gerekli 'şüphe'nin varlığı, o tedbirin her zaman 'ölçülü' olduğu anlamına gelir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57524

Hayır, bir tedbirin uygulanması için gerekli şüphenin varlığı, o tedbirin her zaman ölçülü olduğu anlamına gelmez. Kişi hürriyetine müdahale eden koruma tedbirlerinin hukuka uygunluğu için üç aşamalı bir denetim yapılır: kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük. Anayasa Mahkemesi, Hicret Aksoy kararında, ByLock kullanımına ilişkin dolaylı delilleri 'suç işlediğine dair somut belirti' olarak kabul ederek gözaltının kanuni dayanağının ilk koşulunu (şüphe) mevcut bulmuştur. Ancak, ölçülülük denetiminde farklı kriterlere bakmıştır. Mahkeme, gözaltının ölçüsüz olduğuna karar verirken şu iki gerekçeye dayanmıştır: 1) Gözaltı kararının, şüpheye neden olan beyandan yaklaşık bir yıl sonra verilmesi ve bu gecikmenin gerekliliğinin açıklanmaması. 2) Başvurucunun bakıma muhtaç 14 aylık bir bebeği olması gibi çok önemli bir özel durumun, gözaltı kararının devamı yönünde talimat veren savcılık tarafından dikkate alınmaması. Bu durumlar, daha hafif bir tedbirle (örneğin adli kontrol) aynı amaca ulaşılabilecekken veya kişinin özel durumu dikkate alınarak farklı bir yol izlenebilecekken, en ağır tedbirlerden biri olan gözaltının uygulanmasının orantısız (ölçüsüz) olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, şüphenin varlığı tedbiri meşru kılsa da, uygulanış biçimi ve somut koşullar onu ölçüsüz hale getirebilir.