HMK m. 209'un lafzı ve Yargıtay içtihatları dikkate alındığında, bir senedin sahteliği iddiasının (imza veya yazı inkârı) icra takibine etkisi, genel mahkemelerdeki bir davaya olan etkisinden nasıl farklılaşmaktadır? Temel ayrım noktası nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57517

Temel ayrım noktası, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) kendi özel usul kurallarına sahip olması ve bu kuralların HMK'nın genel hükümlerine göre öncelikli uygulanmasıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin kararlarında (örneğin 2014/31333 E. sayılı karar) bu durum netleştirilmiştir. - **Genel Mahkemelerdeki Dava:** Bir davada delil olarak sunulan adi bir senet, HMK m. 209/1 uyarınca inkâr edildiği anda, sahteliği hakkında bir karar verilinceye kadar delil olarak kullanılamaz, yani 'hiçbir işleme esas alınamaz'. Bu, genel bir usul kuralıdır. - **İcra Takibi:** İcra takibinde ise durum farklıdır. Sahtelik iddiası, takibi kendiliğinden durdurmaz. Çünkü İİK, bu konuda özel hükümler içerir. İmza inkârı İİK m. 170'e, diğer sahtelik iddiaları (yazıda sahtelik gibi) ise borca itiraz olarak İİK m. 169/a'ya tabidir. Her iki durumda da takip sadece belirli şartlarda ve genellikle mahkeme kararıyla 'geçici olarak' durdurulabilir. İİK'daki bu özel düzenlemeler, takibin süratle ilerlemesi ve alacaklının hakkına bir an önce kavuşması amacına hizmet eder. Dolayısıyla, HMK m. 209'daki 'hiçbir işleme esas alınamaz' hükmü, İİK'daki özel ve farklı düzenlemeler nedeniyle icra takiplerine doğrudan uygulanmaz ve takibi durdurmaz.