Beraatle sonuçlanmış bir ceza davası sonrasında, haksız gözaltı ve tutuklama nedeniyle açılan tazminat davasında, derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminatın Anayasa Mahkemesi'nin benzer kararlarındaki miktarlara göre 'düşük' olması, tek başına bir hak ihlali oluşturur mu? Hicret Aksoy kararında bu durum nasıl bir sonuca bağlanmıştır?
Evet, tek başına bir hak ihlali oluşturabilir. Hicret Aksoy kararında bu durum, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının (tazminat hakkı) ihlali olarak kabul edilmiştir. AYM, öncelikle gözaltı ve tutuklama tedbirinin kendisinin hukuka aykırı (ölçüsüz) olduğunu tespit etmiştir (§ 65-66). Bu tespitin ardından, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca devletin 'tazminat hukukunun genel prensiplerine göre' zararı ödeme yükümlülüğünü incelemiştir. Derece mahkemesinin hükmettiği 6.000 TL manevi tazminatın, AYM'nin benzer durumlarda (özellikle kişi hürriyetinin hukuka aykırı kısıtlanması) verdiği tazminat miktarlarıyla karşılaştırıldığında 'düşük' olduğu ve hakkın özünü zedelediği sonucuna varmıştır (§ 69). Dolayısıyla, hukuka aykırı bir tedbir sonrası ödenen tazminatın caydırıcı olmaktan uzak ve sembolik düzeyde kalması, tazminat hakkının kendisinin ihlali anlamına gelmektedir. AYM bu gerekçeyle, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.