Kısmi ödeme içeren bir ibranamenin hukuki niteliği, 01.07.2012 öncesi (818 sayılı BK) ve sonrası (6098 sayılı TBK) dönemde nasıl farklılık göstermektedir?
Her iki dönemde de Yargıtay'ın ve kanun koyucunun yaklaşımı benzer olmakla birlikte, 6098 sayılı TBK m. 420 ile bu yaklaşım daha net ve emredici bir kurala bağlanmıştır. - **818 sayılı BK Dönemi:** Bu dönemde ibrayı düzenleyen özel bir hüküm yoktu. Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre, miktar içeren ibranamelerde, yapılan ödeme işçinin gerçek alacağını karşılamıyorsa, yani kısmi bir ödeme varsa, bu belge ibra olarak değil, yapılan ödeme tutarında bir 'makbuz' olarak kabul ediliyordu. Yani işçi, bakiye alacağı için dava açabiliyordu. Bu içtihat, işçiyi koruma ilkesine ve irade fesadı hallerinin (özellikle gabin) geniş yorumlanmasına dayanıyordu. - **6098 sayılı TBK Dönemi:** TBK m. 420/3, bu içtihadı kanun hükmü haline getirmiştir. Maddeye göre, 'Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir.' Bu düzenleme ile kısmi ödeme içeren belgelerin ibra niteliği taşımadığı ve sadece yapılan ödemeyi ispatlayan bir makbuz sayılacağı açıkça ve kesin bir dille hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, Yargıtay'ın içtihatlarla oluşturduğu koruma, emredici bir yasa hükmü haline gelmiştir.