TCK m. 225'te düzenlenen 'hayasızca hareketler' suçu ile TCK m. 105'te düzenlenen 'cinsel taciz' suçu arasındaki ayrım, fiilin yöneldiği kişi bakımından nasıl yapılmalıdır? Yargıtay daireleri arasında bu konuda bir görüş ayrılığı var mıdır? Fikri içtima kurallarının uygulanma olasılığını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #57448

Bu konuda Yargıtay daireleri arasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bir görüşe göre (örneğin, Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2019/4669 E. sayılı kararı), temel ayrım fiilin belirli bir mağduru hedef alıp almadığıdır. Bu görüşe göre, eylem doğrudan belirli bir mağduru hedef alıyorsa 'cinsel taciz' suçu, mağduru hedef almadan genel ve belirsiz kişilere yönelik alenen gerçekleştiriliyorsa 'hayasızca hareketler' suçu oluşur. Diğer bir görüşe göre ise (örneğin, Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2014/5613 E. sayılı kararı), fiilin alenen ve belirli bir kişiye yönelik işlenmesi, her iki suçun da oluşmasına neden olabilir. Örneğin, sanığın umuma açık bir yerde cinsel organını belirli bir mağdura göstermesi eylemi, hem o kişiye yönelik cinsel taciz hem de aleniyet unsuru nedeniyle hayasızca hareketler suçunu oluşturur. Bu durumda, tek bir fiille birden fazla suçun oluşması nedeniyle TCK m. 44'te düzenlenen fikri içtima kuralları uygulanmalı ve fail, cezası en ağır olan suçtan (cinsel taciz) sorumlu tutulmalıdır. Makalede de bu ikinci görüşün daha isabetli olduğu savunulmaktadır, zira aleniyet, fiilin görülebilirliği ile ilgili olup, belirli bir kişiye yönelmiş olması aleniyet unsurunu ortadan kaldırmaz.