Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/28 K. sayılı kararında, Özel Daire kararının bozulmasına rağmen sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin gerekçesi olarak 'temyizde geçen sürenin tutukluluktaki makul süreden sayılmadığı' gösterilmiştir. Bu gerekçenin AİHM içtihadıyla olan bağlantısını açıklayınız.
Bu gerekçe, doğrudan AİHM'nin bazı içtihatlarına dayanmaktadır. AİHM, birçok kararında (örneğin Wemhoff/Almanya, Solmaz/Türkiye), bir kişinin ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmesinden sonraki tutukluluk halinin, AİHS'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi (yetkili bir mahkeme tarafından mahkumiyet sonrası tutma) kapsamında olduğunu ve artık 5/3. fıkradaki (yargılama öncesi tutuklulukta makul süre) değerlendirmesine tabi olmadığını kabul etmektedir. Yani AİHM'ye göre, mahkumiyet kararından sonra temyiz veya istinafta geçen süre, 'yargılama öncesi' tutukluluk süresinden sayılmaz. Özel Daire, bu AİHM içtihadını benimseyerek, CMK m. 102'deki azami sürelerin temyiz aşamasını kapsamadığı sonucuna varmış ve tutukluluğun devamına karar vermiştir. Ancak YCGK kararındaki itiraz ve karşı oy, iç hukukun daha lehe olduğu gerekçesiyle bu görüşe karşı çıkmıştır.