YCGK'nın 2011/28 K. sayılı kararında, temyiz aşamasında geçen tutukluluk süresinin, CMK m. 102'de belirtilen azami tutukluluk sürelerinin hesabında dikkate alınıp alınmayacağı tartışılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı ve karşı oy gerekçesi, bu konuda AİHM içtihatları ile iç hukuk düzenlemeleri arasında nasıl bir denge kurmaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #55304

YCGK kararındaki Başsavcılık itirazı ve karşı oy, iç hukuktaki sanık lehine olan açık düzenlemenin, AİHM'nin aksi yöndeki genel içtihadına üstün gelmesi gerektiğini savunmaktadır. AİHM'nin bazı kararlarına göre (örneğin Solmaz/Türkiye), ilk derece mahkemesi mahkumiyet kararından sonra temyizde geçen süre, AİHS m. 5/3 kapsamındaki 'makul süre' hesabına dahil edilmez. Ancak itiraz ve karşı oy, CMK m. 2/1-f'de 'kovuşturma'nın hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi kapsadığının açıkça belirtildiğini ve CMK m. 102'deki azami sürelere ilişkin hükmün temyiz aşamasını dışlayan bir istisna getirmediğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, Anayasa m. 90/son uyarınca milletlerarası andlaşmaların esas alınması kuralının, ancak iç hukukun daha aleyhe olduğu durumlarda geçerli olacağı; iç hukuk sanık lehine daha güvenceli bir düzenleme (azami süre sınırı) getirdiğinde bu düzenlemenin uygulanması gerektiği savunulmuştur. Bu görüşe göre, temyizde geçen süre de CMK m. 102'deki azami süreden sayılmalıdır.