Yargıtay, bir hekimin 'hiçbir şekilde karne sahibini görüp muayene etmeden reçete düzenlemesi' eylemini neden 'içerik itibarıyla sahtecilik (fikri sahtecilik)' olarak nitelendirmektedir? (Bkz. YCGK 2014/196 K. karşı oy gerekçesi) 'Fikri sahtecilik' ile 'maddi sahtecilik' arasındaki temel fark nedir?
Belgede sahtecilik suçları, 'maddi sahtecilik' ve 'fikri (içerik) sahtecilik' olarak ikiye ayrılır. 'Maddi sahtecilik', belgenin kendisinin sahte olarak üretilmesi (taklit edilmesi) veya gerçek bir belge üzerinde silinti, kazıntı, ekleme gibi fiziksel değişiklikler yapılmasıdır. Belgenin dış görünüşü aldatıcıdır. 'Fikri sahtecilik' ise, belge dış görünüş itibarıyla (imza, kaşe, format) gerçek ve usulüne uygun olmasına rağmen, içeriğinin gerçeğe aykırı olmasıdır. Belgeyi düzenlemeye yetkili kişi, belgeyi kendisi düzenler ancak içine kasten yanlış bilgi veya beyan yazar. Bir hekimin, hastayı hiç görmeden, muayene etmeden, sanki muayene etmiş gibi reçete düzenlemesi, klasik bir fikri sahtecilik örneğidir. Çünkü reçete (belge) hekim tarafından düzenlenmiştir, imzası gerçektir, ancak içerdiği 'teşhis' ve 'tedavi gerekliliği' bilgisi tamamen hayal ürünü, yani gerçeğe aykırıdır. Bu nedenle Yargıtay, bu tür eylemleri 'içerik itibarıyla sahtecilik' olarak kabul etmektedir.