Yargıtay CGK'nin 2019/146 K. sayılı kararında, maktulün üzerine benzin döküp ateşe veren sanığın eyleminin 'canavarca hisle' işlendiği kabul edilirken, Başsavcılık itirazında ise failin sonradan maktulü söndürme ve hastaneye götürme çabasının bu nitelendirmeye engel olduğu savunulmuştur. Bu iki zıt görüşü, suçun manevi unsurunun (kast/saik) hangi anda mevcut olması gerektiği ve gönüllü vazgeçme (TCK m. 36) kurumu ile ilişkisi açısından kritik bir şekilde değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #54566

Başsavcılık itirazı, failin fiilden sonraki davranışlarını, baştaki kastının 'canavarca' olmadığını gösteren bir kanıt olarak yorumlamaktadır. Bu görüşe göre, failin amacı sadece korkutmak olabilir ve netice istemediği, sonradan gelişen kurtarma çabasıyla sabittir. YCGK'nin çoğunluk görüşü ise, suçun manevi unsurunun icra hareketlerine başlandığı anda var olmasının yeterli olduğunu kabul eder. Sanık, 'yakma' eylemini canavarca bir hisle başlatmıştır ve ölüm neticesi de bu eylemin doğrudan bir sonucudur. Sanığın sonraki çabaları, TCK m. 36 anlamında bir 'gönüllü vazgeçme' değildir. Çünkü gönüllü vazgeçme, failin icra hareketlerini kendi iradesiyle tamamlamaması veya neticenin meydana gelmesini kendi çabalarıyla önlemesidir. Olayda ise netice (ağır yaralanma ve devamında ölüm) zaten meydana gelmiştir. Failin çabası neticeyi önleyememiştir. Bu nedenle, sonraki davranışlar suçun vasfını 'kasten öldürme'ye indirgemez, sadece cezanın bireyselleştirilmesinde (takdiri indirim) dikkate alınabilir. CGK'nın görüşü, kastın eylem anındaki varlığına odaklanması ve gönüllü vazgeçme şartlarının oluşmadığını tespit etmesi bakımından daha isabetlidir.