Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011/3-49 E., 2011/28 K. sayılı kararında tartışıldığı üzere, temyiz aşamasında geçen sürenin CMK m. 102'de öngörülen azami tutukluluk süresine dahil edilip edilmeyeceği konusunu AİHS m. 5 ve AİHM içtihatları ile CMK m. 2/1-f'deki 'kovuşturma' tanımı ışığında analiz ediniz. CGK çoğunluk görüşünün AİHM'nin Solmaz/Türkiye gibi kararlarından ayrılmasının temel gerekçesi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #54529

YCGK'nin bu kararında, CMK m. 2/1-f'de 'kovuşturma' evresinin 'iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre' olarak tanımlandığı vurgulanmaktadır. Bu tanım uyarınca, temyiz aşaması da kovuşturma evresine dahildir. Dolayısıyla, temyiz incelemesinde geçen süreler, CMK m. 102'deki azami tutukluluk sürelerinin hesabında dikkate alınmalıdır. AİHM'nin Solmaz/Türkiye gibi kararlarında, ilk derece mahkemesi mahkumiyetinden sonraki sürenin AİHS m. 5/3 kapsamında 'makul sürede yargılanma' hakkı içinde değerlendirilmediği durumlar olsa da, YCGK bu noktada iç hukukun daha lehe ve koruyucu bir düzenleme getirdiğini kabul etmektedir. Anayasa'nın 90/son maddesi gereği, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşme ile kanunlar arasında çelişki olduğunda sözleşme esas alınır; ancak iç hukuk daha lehe bir düzenleme getiriyorsa (burada olduğu gibi kovuşturma tanımını geniş tutarak tutukluluk süresini sınırlıyorsa), lehe olan iç hukuk hükmü uygulanır. YCGK'nin ayrılmasının temel gerekçesi, CMK'daki açık ve sanık lehine olan bu 'kovuşturma' tanımıdır.