765 sayılı mülga TCK m.503'teki 'kandıracak mahiyette sanialar veya hileler' ifadesi ile 5237 sayılı TCK m.157'deki 'hileli davranışlar' ifadesi arasındaki fark, hilenin niteliğinin değerlendirilmesinde nasıl bir değişikliğe yol açmıştır?
Mülga TCK'daki ifade, hilenin objektif olarak 'kandıracak nitelikte' olmasını, yani ortalama bir insanı aldatabilecek bir aldatmaca olmasını gerektiriyordu. Yeni TCK m.157'de bu ifadeye yer verilmemiştir. Ancak doktrin ve Yargıtay, bu değişikliğe rağmen her türlü basit yalanın dolandırıcılık suçunu oluşturmayacağını kabul etmektedir. Yeni düzenlemede 'hileli davranış' ve 'mağdurun aldanması' unsurları yer aldığından, hilenin somut olayda mağduru hataya düşürüp aldatmaya elverişli olması gerekir. Yargıtay, hilenin niteliğini değerlendirirken fail ve mağdurun durumunu, mağdurun kişisel özelliklerini dikkate alan subjektif bir kıstas benimseme eğilimindedir. Hilenin yine de 'belirli oranda ağır, yoğun ve ustaca' olması gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 11. CD, 2024/8822 K.).