TCK m.157'de düzenlenen dolandırıcılık suçu ile özel hukuktan kaynaklanan bir 'hukuki ihtilaf' arasındaki temel ayrım, failin hangi unsuruna bakılarak yapılır? Yargıtay içtihatları bu konuda hangi kritere odaklanmaktadır?
Temel ayrım, failin 'kastı' ve bu kastın 'zamanlaması' üzerinden yapılır. Bir olayın dolandırıcılık suçu sayılabilmesi için, failin daha sözleşmesel ilişki kurulurken, yani en başından itibaren mağduru aldatma, edimini yerine getirmeme ve bu şekilde haksız bir menfaat temin etme kastıyla hareket etmesi gerekir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2017/33539 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, failin 'başlangıçtan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket etmesi' aranır. Eğer taraflar arasında geçerli bir hukuki ilişki kurulmuş, ancak sonradan ortaya çıkan nedenlerle bir taraf edimini yerine getirememişse (ve başlangıçta aldatma kastı yoksa), bu durum 'hukuki ihtilaf' olarak kabul edilir ve ceza davasına değil, hukuk davasına konu olur.