765 sayılı mülga TCK ile 5237 sayılı TCK arasında, dolandırıcılık suçunun unsuru olan 'hile'nin niteliği açısından nasıl bir değişiklik olmuştur? Bu değişiklik, hile kavramının yorumunu nasıl etkilemiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #53389

765 sayılı mülga TCK'nın 503. maddesi, hilenin 'kandıracak mahiyette sanialar veya hileler yaparak hataya düşürüp' şeklinde olmasını arıyordu. Bu ifade, hilenin objektif olarak aldatma kabiliyetine sahip olması, nitelikli ve ustaca olması gerektiği şeklinde yorumlanıyordu. 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesi ise sadece 'hileli davranışlarla aldatıp' ifadesini kullanmış, 'kandıracak mahiyette' olma şartına yer vermemiştir. Bu değişiklik, teorik olarak her türlü hileli davranışın suçu oluşturabileceği yönünde bir genişlemeye işaret etse de, uygulamada ve doktrinde bu kabul görmemiştir. Yargıtay, yeni kanun döneminde de basit, kolayca anlaşılabilir yalanların hile sayılmayacağını, hilenin yine de mağdurun denetim imkanını kıracak, onu hataya düşürecek belirli bir yoğunlukta olması gerektiğini kabul etmektedir. (Yargıtay 11. CD, 2024/8822 K.). Dolayısıyla, kanun metnindeki değişiklik, Yargıtay'ın 'nitelikli hile' arama yönündeki yerleşik içtihadını temelden değiştirmemiş, sadece hilenin değerlendirilmesinde mağdurun sübjektif durumunun daha fazla ön plana çıkmasına neden olmuştur.