Bir tacir, başka bir tacirden vadeli olarak aldığı unların bedelini ödememiş, telefonlara çıkmamış ve ortadan kaybolmuştur. Borçlu tacir, daha sonra yakalandığında ekonomik sıkıntıya düştüğünü ancak borcunu ödeyeceğini beyan etmiştir. Bu olay 'hukuki ihtilaf' kapsamında mı, yoksa dolandırıcılık suçu kapsamında mıdır? Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2020/9335 sayılı kararını dikkate alarak analiz ediniz.
Bu olay, dolandırıcılık suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2020/9335 sayılı kararında benzer bir olayda, sanıkların 'baştan itibaren dolandırıcılık kastı ile hareket edip haksız menfaat temin etmek' suretiyle suç işlediğine hükmedilmiştir. Olaydaki kritik noktalar, sanığın sadece borcunu ödememesi değil, aynı zamanda telefonlara çıkmayarak ve ortadan kaybolmak suretiyle alacaklının alacağına ulaşmasını aktif olarak engellemesidir. Sanığın sonradan borcunu ödeyeceğini söylemesi, suçu işledikten sonra hukuki ihtilaf görüntüsü verme çabası olarak değerlendirilebilir. Mağduru sürekli oyalama, ulaşılamaz hale gelme gibi davranışlar, başlangıçtaki dolandırıcılık kastının varlığına işaret eden önemli karinelerdir ve olayı basit bir borç-alacak ilişkisinden, yani 'hukuki ihtilaf'tan ayırır.