6325 sayılı Kanun m. 3/1'de belirtilen 'iradilik' ilkesi, aynı fıkraya 7155 sayılı Kanunla eklenen 'Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır' cümlesiyle nasıl bir dönüşüme uğramıştır? Bu durumun, arabuluculuğun temel felsefesiyle çelişip çelişmediğini tartışınız.
Arabuluculuğun temel felsefesi, tarafların sürece gönüllü olarak katılması ve kendi çözümlerini kendilerinin üretmesi esasına dayanan 'iradilik' ilkesidir. 6325 sayılı Kanun'un ilk halinde bu ilke mutlaktı. Ancak, 7155 sayılı Kanunla getirilen 'dava şartı arabuluculuk' kurumu, bu ilkeye önemli bir istisna getirmiştir. Artık belirli uyuşmazlıklarda (iş, ticari, kira vb.) dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunlu hale gelmiştir. Bu durum, arabuluculuğun temel felsefesiyle bir çelişki olarak görülebilir; çünkü tarafları istemeseler bile bir arabuluculuk sürecine girmeye zorlamaktadır. Ancak bu düzenlemenin savunucuları, zorunluluğun sadece 'sürece başvurma' ile sınırlı olduğunu, süreci devam ettirme, sonuçlandırma ve anlaşma yapma konusunda tarafların iradiliğinin devam ettiğini belirtmektedir. Amaç, taraflara dava yoluna gitmeden önce en azından bir kez müzakere etme ve uzlaşma imkanı sunarak mahkemelerin iş yükünü azaltmaktır. Dolayısıyla, 'dava şartı arabuluculuk', iradilik ilkesini tamamen ortadan kaldırmamakta, ancak onu 'sürece katılma' aşamasında sınırlamaktadır. Bu, kurumun felsefesinden bir miktar uzaklaşma anlamına gelse de, pratik faydaları nedeniyle kanun koyucu tarafından benimsenmiş bir modeldir.