Makalede, İHAM'ın 'kanun tarafından öngörülmüş olma' (prescribed by law) koşulunu yorumlama şekli, Yargıtay'ın 'hükmen tutukluluk' içtihadının neden hatalı olduğunu göstermek için nasıl bir örnek olarak kullanılmıştır?
Makalede bu örnek, İHAM'ın özerk yorumlarının olduğu gibi iç hukuka aktarılmasının ne kadar tutarsız sonuçlara yol açabileceğini göstermek için kullanılmıştır. İHAS'ın birçok maddesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin 'kanun tarafından öngörülmüş olma' şartı aranır. İHAM, bu 'kanun' kavramını özerk bir şekilde yorumlayarak, sadece şekli anlamda parlamentodan çıkan yasaları değil, aynı zamanda erişilebilir ve öngörülebilir olması koşuluyla kanun altı düzenlemeleri (yönetmelik, tüzük) ve istikrar kazanmış yargısal içtihatları da 'kanun' olarak kabul etmektedir. Oysa Türk Anayasası'nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlükler 'ancak kanunla' sınırlanabilir ve buradaki 'kanun'dan kasıt, şekli anlamda TBMM tarafından çıkarılan kanunlardır. Makaledeki argümana göre; eğer Yargıtay'ın 'hükmen tutukluluk' konusunda yaptığı gibi, İHAM'ın her özerk yorumunu mutlak doğru kabul edip iç hukuka aktarmak gerekseydi, o zaman Türkiye'de de temel hak ve özgürlüklerin yönetmeliklerle veya genelgelerle sınırlanabileceğini kabul etmek gerekirdi. Bu, açıkça Anayasa'ya aykırı olurdu. Bu örnek, Yargıtay'ın, İHAM'ın sadece kendi sistematiği içinde anlamlı olan bir yorumunu (hükmen tutukluluk), Türk hukukunun daha yüksek güvence sağlayan ve farklı bir sistematiğe sahip olan kurallarını (azami tutukluluk süreleri) göz ardı ederek benimsemesinin ne kadar hatalı ve seçici bir yaklaşım olduğunu göstermektedir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)