Yalçınkaya kararında, sanığın manevi unsur (özel kast) açısından sorumluluğunun kanıtlanması için hangi zorunluluk getirilmiştir? Sadece ByLock kullanıcısı olmanın bu unsurun ispatı için neden yetersiz olduğunu açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52467

AİHM, Yalçınkaya kararında ve bu kararı analiz eden Prof. Dr. Selçuk'un makalesinde, TCK m.314/2'deki silahlı terör örgütüne üye olma suçunun manevi unsurunun (özel kast) kanıtlanması için, sanığın 'örgütün nihai amacını (cebir ve şiddete başvurma) bilerek ve isteyerek hareket ettiğine dair somut delillere' dayanılması zorunluluğunu getirmiştir (§ 248, 253, 263-264). Sadece ByLock kullanıcısı olmak, bu özel kastın varlığını ispatlamak için tek başına yetersizdir. Çünkü: 1) Objektif Sorumluluk Yaratma Riski: Sadece bir uygulamayı kullanmayı suçun kanıtı saymak, suçu manevi unsurdan arındırarak bir 'objektif sorumluluk' haline getirir ki bu, modern ceza hukukunun temel ilkelerine aykırıdır. 2) Bilme ve İsteme Unsurunun Eksikliği: Bir kişinin ByLock kullanması, o kişinin uygulamanın bir terör örgütü tarafından kontrol edildiğini, örgütün cebir ve şiddet içeren nihai amaçlarını bildiğini ve bu amaçlara manevi olarak katkıda bulunma iradesiyle hareket ettiğini otomatik olarak kanıtlamaz. Mahkemelerin, sanığın bu özel bilgi ve iradeye (kast) sahip olduğunu, suç karinesine değil, somut delillere dayanarak göstermesi gerekir. AİHM, ulusal mahkemelerin bu manevi unsuru göstermekte yetersiz kaldığını ve ceza yasasını genişleterek düşman ceza hukuku benzeri bir yaklaşım sergilediklerini tespit etmiştir (§ 271). (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)