Yüksel Yalçınkaya kararında AİHM, ByLock kullanımının tek başına silahlı terör örgütü üyeliği (TCK m.314/2) için yeterli bir kanıt olamayacağını belirtirken, yerel mahkemelerin bu delile dayanarak mahkumiyet kurmasını hangi ceza hukuku ilkesinin ihlali olarak görmüştür ve bu durumun hangi hukuki sonuca yol açtığını açıklamıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52424

AİHM, Yalçınkaya kararında (§ 267, § 272), yerel mahkemelerin ByLock kullanma eylemini tek başına mahkumiyet için yeterli görerek TCK m.314/2'yi geniş ve öngörülemez bir şekilde yorumladıklarını belirtmiştir. Bu yorum, AİHS m.7'de güvence altına alınan 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' (nullum crimen, nulla poena sine lege) ilkesinin ihlalidir. Mahkemeye göre, ByLock kullanmak, suçun yasal tanımında (tipiklik) bir alt öğe değildir ve bu eylemin suç olarak kabul edileceği öngörülebilir değildir. Bu durum, ceza hukukunda temel bir güvence olan suçun maddi ve manevi unsurlarının somut olarak kanıtlanması zorunluluğunu ortadan kaldırarak, temelden yoksun bir 'suç karinesi' yaratmaktadır. AİHM, bu uygulamanın suçu bir 'objektif sorumluluk' haline getirdiğini ve ceza hukukunun temel ilkelerini yok ettiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, sadece ByLock kullanımına dayalı bir mahkumiyet, AİHS m.7'nin ihlali anlamına gelmektedir. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)