AİHM'in Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) birinci maddesindeki terör tanımını, ceza hukukunun temel ilkelerinden hangisi açısından ve hangi gerekçelerle sorunlu bulduğunu Prof. Dr. Sami Selçuk'un makalesindeki analizler çerçevesinde açıklayınız.
Prof. Dr. Sami Selçuk'un analizine göre, AİHM Yalçınkaya kararında ve genel olarak ceza hukuku doktrininde, 3713 sayılı TMK m.1'deki terör tanımı, 'suçların ve cezaların kanuniliği' ilkesinin bir alt unsuru olan 'açıklık ve seçiklik' (belirlilik) ilkesine aykırılığı nedeniyle sorunlu bulunmuştur. Selçuk, Beccaria ve Montesquieu'ye atıfla, devletin suç saydığı eylemleri yasalarla önceden düzenleyip açık, anlaşılır, sınırları belirli biçimde tanımlaması gerektiğini vurgular. TMK m.1'de yer alan 'baskı, korkutma, yıldırma, sindirme', 'Cumhuriyetin niteliklerini ... değiştirmek', 'Devlet otoritesini zaafa uğratmak' gibi kavramların sınırlarının belirsiz ve yoruma açık olduğunu belirtir. Bu belirsizlik, sıradan bir vatandaşın ve hatta bir yargıcın hangi eylemin terör suçu kapsamına girdiğini kesin olarak öngörmesini imkansız hale getirmektedir. Bu durum, bireyleri devletin keyfi müdahalelerine karşı korumasız bırakır ve suçta kanunilik ilkesinin (TCK m.2, AİHS m.7) temel güvence fonksiyonunu zedeler. AİHM de Yalçınkaya kararında, terör suçu tanımının öngörülemez ve geniş yorumlanmasının Sözleşme'nin 7. maddesini ihlal ettiğini bu temel üzerine inşa etmiştir. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)