Yargıtay'ın 'hükmen tutukluluk' içtihadı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 53. maddesi açısından nasıl bir sorun teşkil etmektedir? Makaledeki eleştiriler ışığında değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52335

Makalede, Yargıtay'ın 'hükmen tutukluluk' yorumuyla kanun yolunda geçen tutukluluk süresini CMK m.102'deki azami sürelerin hesabına dahil etmemesi eleştirilmektedir. Bu yaklaşım, İHAS m.53 ile doğrudan çelişmektedir. İHAS m.53, 'Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbirisi, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın yasaları ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşme uyarınca tanınmış olabilecek insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek biçimde yorumlanamaz.' hükmünü amirdir. Bu madde, İHAS'ın bir 'asgari standart' belirlediğini ve taraf devletlerin kendi iç hukuklarında daha yüksek bir koruma standardı sağlayabileceklerini ve sağlamışlarsa İHAS'a atıfla bu standardı düşüremeyeceklerini güvence altına alır. CMK m.102, mahkumiyet öncesi-sonrası ayrımı yapmaksızın tüm tutukluluk süresi için bir azami sınır getirerek İHAS m.5/3'ün sağladığı 'makul süre' güvencesinden daha yüksek ve somut bir koruma sağlamaktadır. Yargıtay, İHAM'ın Wemhoff/Almanya kararıyla geliştirdiği ve Sözleşme'nin genel yapısı gereği 'özerk' bir yorum olan mahkumiyet öncesi-sonrası tutukluluk ayrımını iç hukuka aktararak, CMK'nın tanıdığı daha yüksek güvenceyi İHAS'a atıfla daraltmaktadır. Bu, İHAS m.53'ün açıkça yasakladığı bir durumdur ve uluslararası insan hakları hukukunun, ulusal standartları düşürmek için değil, yükseltmek için bir araç olduğu ilkesine aykırıdır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)