Yargıtay'ın, ilk derece mahkemesi mahkumiyet kararından sonra kanun yolunda geçen tutukluluk süresini CMK m.102'deki azami sürelerden saymaması yönündeki içtihadı, makalede hangi gerekçelerle eleştirilmektedir? Bu yorumun CMK sistematiği ve suçsuzluk karinesiyle ilişkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52334

Makalede, Yargıtay'ın bu yorumu birçok açıdan eleştirilmektedir: 1) Kanunun Lafzına ve Sistematiğine Aykırılık: CMK m.102, soruşturma ve kovuşturma aşamaları için süreler belirlemiş olup, mahkumiyet öncesi-sonrası şeklinde bir ayrım yapmamaktadır. Kanun yolu aşaması da kovuşturma evresinin bir parçasıdır ve bu süreçte kişi hala 'sanık' sıfatını taşır. Hüküm kesinleşmediği sürece sanığın 'hükümlü' kabul edilmesi CMK sistematiğine aykırıdır. 2) Suçsuzluk/Masumiyet Karinesi İhlali: Bir kişi hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşene kadar masum kabul edilir (Anayasa m.38, AİHS m.6/2). Kanun yolundaki bir sanığı 'hükümlü' gibi değerlendirip tutukluluğunu mahkumiyete bağlı bir infaz gibi görmek, suçsuzluk karinesini zedelemektedir. 3) İnfaz Hukukuna Aykırılık: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesine göre mahkumiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz. Yargıtay'ın yorumu, kesinleşmemiş bir karara dayanan tutukluluğu fiilen bir infaza dönüştürmektedir. 4) İHAM İçtihadının Hatalı Aktarımı: İHAM'ın kendi sistematiği içinde geliştirdiği 'özerk' kavramların, iç hukuktaki daha lehe olan güvenceleri daraltacak şekilde kullanılması, hem İHAS m.53'e hem de insan hakları hukukunun genel mantığına aykırıdır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)