5237 sayılı TCK m. 22/3, bilinçli taksirde failin 'neticenin gerçekleşmeyeceğine duyulan güvenle' hareket ettiğini belirtir. Bu güvenin, 'şansa' veya 'gerçekçi olmayan bir inanca' dayanması durumunda, failin sorumluluğu bilinçli taksirden olası kasta kayabilir mi? Makaledeki görüşler ışığında tartışınız.
Evet, failin neticenin gerçekleşmeyeceğine duyduğu güvenin, tamamen şansa, temelsiz bir iyimserliğe veya gerçeklikle bağdaşmayan bir inanca dayanması durumunda, sorumluluğu bilinçli taksirden olası kasta kayabilir. Makalede de belirtildiği üzere, 'bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin dayanaksız bir inanç değil, belirli olgu veya olasılıklarla desteklenen bir kanaat mevcuttur.' Failin, 'nasıl olsa olmaz' şeklindeki güveninin, somut olayın koşulları içinde makul bir dayanağının olması gerekir. Örneğin, çok yetenekli bir akrobatın tehlikeli bir gösteri sırasında, kendi yeteneğine güvenerek neticenin (düşmenin) gerçekleşmeyeceğine inanması bilinçli taksir kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü burada güvenin dayandığı somut bir olgu (yetenek) vardır. Ancak, alkollü bir sürücünün, yoğun trafikte aşırı hız yaparken 'bana bir şey olmaz, şansım yaver gider' diyerek kaza yapmayacağına inanması, gerçekçi olmayan ve tamamen şansa dayalı bir inançtır. Bu durumda fail, neticenin gerçekleşme ihtimalini somut olarak öngörmekte, ancak bu riski umursamamaktadır. Güveninin objektif bir dayanağı yoktur. Bu kayıtsızlık hali, 'olursa olsun' mantığına daha yakındır ve failin sorumluluğunun artık bilinçli taksir değil, olası kast kapsamında değerlendirilmesini gerektirir. Özetle, güvenin niteliği ve dayanağı, bu iki kavram arasındaki ince çizgiyi belirleyen en önemli kriterlerden biridir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/iki-ornek-olay-dogrultusunda-olasi-kast-bilincli-taksir-degerlendirilmesi)