Makalede, olası kast ile bilinçli taksirin pratikte ayrılmasındaki zorluklardan birinin 'olayın vicdani ve trajik yönüne dikkat ederek failin öldürmeyi kabullendiğini söylemek konusunda hakimlerin çekimser kalmaları' olduğu belirtilmiştir. Bu tespit, ceza yargılamasında 'objektif değerlendirme' ilkesi ile hakimin 'vicdani kanaati' (CMK m. 217) arasındaki ilişki açısından ne ifade etmektedir?
Bu tespit, ceza yargılamasının temelindeki bir gerilime işaret etmektedir. CMK m. 217'ye göre hakim, kararını 'ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere göre vicdani kanaatiyle' verir. Bu 'vicdani kanaat', hakimin keyfi, duygusal veya sübjektif bir kararı değil, dosyaya yansıyan delillerin akılcı, mantıksal ve objektif bir değerlendirmesine dayanması gereken bir kanaattir. Makaledeki tespit, özellikle ölümlü trafik kazası gibi trajik sonuçları olan olaylarda, hakimlerin, failin eyleminin objektif unsurları (aşırı hız, alkol, bariz kural ihlali) 'olası kastı' işaret etse bile, failin 'öldürmeyi kabullendiği' gibi ağır bir sonuca varmakta psikolojik ve vicdani olarak zorlandıklarını, yani 'vicdani kanaat'lerinin olayın trajedisinden etkilenebildiğini ima etmektedir. Bu durum, 'objektif değerlendirme' ilkesi ile hakimin insani yönü arasındaki hassas dengeyi gösterir. İdeal olan, hakimin, olayın yarattığı üzüntü veya toplumsal baskıdan etkilenmeden, sadece dosyadaki objektif delillere ve hukukun kriterlerine (neticenin öngörülme derecesi, failin kayıtsız kalıp kalmadığı vb.) dayanarak bir sonuca varmasıdır. Ancak pratikte, bir kişinin eylemini 'cinayet' (olası kastla öldürme) olarak nitelendirmenin ağırlığı, hakimleri daha lehe olan 'taksir' nitelemesine yöneltebilmektedir. Yazar, bu çekimserliğin, somut olayın özelliklerinin (alınması gereken önlemlerin alınmaması gibi) objektif olarak değerlendirilmesini engellememesi gerektiğini, adaletin ancak bu şekilde sağlanabileceğini vurgulamaktadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/iki-ornek-olay-dogrultusunda-olasi-kast-bilincli-taksir-degerlendirilmesi)