AİHM Yalçınkaya Kararı'nda, ulusal mahkemelerin ceza yasasını geniş ve öngörülemez şekilde uygulamalarının, 'suçun kurucu maddi ve özellikle manevi unsurunun yok sayılmasına yol açtığı' ve 'suçu objektif sorumluluğa dayanan bir eyleme dönüştürdüğü' belirtilmiştir. Bu tespit, ceza hukukunun temel ilkelerinden hangileriyle ilgilidir?
AİHM'in bu tespiti, modern ceza hukukunun en temel iki ilkesiyle doğrudan ilgilidir: 1) **Kusur İlkesi (Şahsi Cezai Sorumluluk):** Ceza hukukunda sorumluluğun temeli kusurdur. Bir kişinin bir suçtan sorumlu tutulabilmesi için, fiili en azından taksirle, kural olarak ise kasten işlemiş olması gerekir. 'Objektif sorumluluk' ise, kişinin kusuruna (kast veya taksirine) bakılmaksızın, sadece zararlı neticeyi meydana getirmiş olmasından dolayı sorumlu tutulmasıdır ki bu, modern ceza hukukunda terk edilmiş bir ilkedir. AİHM, ByLock kullanmanın tek başına mahkumiyete yetmesini, failin kastını (örgütün amacını bilme ve isteme) araştırmadan, adeta 'ByLock kullandıysan örgüt üyesisindir' şeklinde bir objektif sorumluluk hali yarattığını belirtmektedir. Bu, kusur ilkesinin ihlalidir. 2) **Kanunilik İlkesi (Nullum Crimen Sine Lege):** Suçun kurucu maddi ve manevi unsurlarının kanunda açıkça tanımlanması ve mahkemenin bu unsurların her birinin somut olayda gerçekleştiğini ispatlaması gerekir. Mahkemelerin, kanunda yer almayan bir eylemi (ByLock kullanma) suçun unsuru gibi ele alması veya kanunda aranan manevi unsuru (özel kast) ispatlamadan mahkumiyet kurması, kanunilik ilkesinin 'tipiklik' ve 'belirlilik' unsurlarını ihlal eder. Özetle AİHM, ulusal mahkemelerin bu uygulamasının, Batı hukukunun ve ondan alınan Türk hukukunun temelini oluşturan 'kusursuz suç olmaz' ve 'kanunsuz suç olmaz' ilkelerini temelden sarstığını tespit etmiştir. (Kaynak: zulkufarslan.av.tr/sami-selcuk-aihm-yalcinkaya-karari/)