Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin, AİHM içtihadına atıfla geliştirdiği 'hükmen tutukluluk' kavramının, İHAS'a Ek 7 No'lu Protokol ile güvence altına alınan 'ceza davalarında iki dereceli yargılanma hakkı' ile ilişkisi nasıldır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52126

Bu iki kavram arasında ciddi bir gerilim ve çelişki bulunmaktadır. İHAS'a ek 7 No'lu Protokol'ün 2. maddesi, bir ceza davasında mahkum olan herkesin, bu mahkumiyetini veya cezasını daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkına sahip olduğunu güvence altına alır. Bu hak, istinaf ve temyiz gibi kanun yollarının varlığını ve etkinliğini gerektirir. 'Hükmen tutukluluk' içtihadı ise, ilk derece mahkemesi mahkumiyet kararını adeta 'kesinleşmiş' gibi kabul ederek, bu karardan sonraki kanun yolu aşamasını tutukluluk sürelerinin hesabının dışında tutmaktadır. Bu durum, iki dereceli yargılanma hakkının özünü zedelemektedir. Çünkü: 1) **Kanun Yolunu Anlamsızlaştırma Riski:** Eğer ilk derece mahkemesi kararı, kişiyi 'hükümlü' statüsüne sokuyor ve tutukluluk sürelerini durduruyorsa, bu durum kanun yolu denetiminin önemini ve etkisini azaltır. Sanık, kanunen hala 'sanık' olmasına ve masumiyet karinesinden yararlanmasına rağmen, fiilen bir 'hükümlü' muamelesi görmektedir. 2) **Etkin Başvuru Hakkının İhlali:** İki dereceli yargılanma hakkı, sadece şekli bir başvuru imkanı değil, davanın hem maddi hem de hukuki yönleriyle yeniden ve etkin bir şekilde incelenmesini içerir. Tutukluluk gibi en ağır koruma tedbirinin temel güvencelerinin (azami süreler gibi) kanun yolu aşamasında askıya alınması, bu hakkın etkinliğini azaltır. Özetle, 'hükmen tutukluluk' yaklaşımı, kanun yolu aşamasını, yargılamanın asli bir parçası olarak değil, adeta infaz öncesi bir bekleme süresi gibi görerek, iki dereceli yargılanma hakkının temelindeki güvencelerle ve masumiyet karinesiyle çelişir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)