Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin 'hükmen tutukluluk' kavramını AİHM içtihadına dayanarak benimsemesi, AİHM'in 'özerk kavramlar' yaratma zorunluluğunun ulusal mahkemeler tarafından yanlış anlaşılması olarak yorumlanabilir mi? Bu durumu 'mahkumiyet' kavramı üzerinden tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #52108

Evet, bu durum AİHM'in 'özerk kavramlar' metodolojisinin ulusal mahkemelerce yanlış anlaşılması veya hatalı aktarılması olarak yorumlanabilir. AİHM, 46 farklı hukuk sistemine hitap ettiği için, 'mahkeme', 'suç', 'ceza' gibi kavramları ulusal hukuklardaki tanımlarından bağımsız, 'özerk' bir şekilde yorumlamak zorundadır. AİHM'in İHAS m.5 açısından 'mahkumiyet' kavramına yüklediği anlam, bir kişinin ilk derece mahkemesinde suçlu bulunmasıdır. Bu, AİHM'in kendi sistematiği içinde, tutukluluğun hukuki dayanağını (m.5/1-c'den m.5/1-a'ya) değiştiren bir dönüm noktasıdır. Ancak bu 'özerk AİHM mahkumiyeti' kavramı, Türk Ceza Muhakemesi Hukuku'ndaki 'mahkumiyet' ve 'hükümlü' kavramlarıyla aynı değildir. Türk hukukunda bir kişi, hakkındaki mahkumiyet hükmü Yargıtay (veya istinaf) denetiminden geçip kesinleşene kadar 'sanık'tır ve hüküm infaz edilemez. Yargıtay ve AYM, AİHM'in kendi iç tutarlılığı için yarattığı bu 'özerk mahkumiyet' kavramını alıp, Türk hukukunun açık ve sanık lehine daha güvenceli olan 'kesinleşmiş mahkumiyet' kavramının yerine ikame etmiştir. Bu, AİHM metodolojisinin amacını (asgari standart belirleme) göz ardı ederek, ulusal hukuktaki net tanımları bulandıran ve kanunun lafzıyla çelişen sorunlu bir 'kavram transferi'dir. Bu, İHAM içtihadının rolünün, iç hukuktaki kavramları yeniden tanımlamak değil, insan hakları standartlarını yükseltmek olması gerektiği gerçeğiyle çelişir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-ve-tutukluluk-sürelerinin-hesaplanmasinda-kanun-yolunda-gecen-sürenin-dikkate-alinmamasi-sorunu)